Sanal'da Ara

Gazze Üzerine Soru-Cevap (Birinci Bölüm) PDF   E-mail

16 Ocak, 2009  

Stephen Shalom  

27 Aralık, 2008 tarihinde İsrail, "Kurşun Dökme Harekâtı" adı altında Gazze'ye acımasız bir saldırı başlattı. Bu yazıdaki hedefimiz sık sorulan soruları bir araya getirererek bu sorulara cevap ve kaynakça sunmaktır. Tümünü okyabileceğiniz gibi (ki uzun olduğunu belirtelim) ilgilendiğiniz bölümler ve sorular arasında da gezinebilirsiniz.   

Giriş

1. İsrail'in kendisini ve halkını füze saldırılarından korumaya hakkı yok mu? 

Gazze'den fırlatılıp İsrailli sivilleri hedef alan roketler uluslararası hukuku ihlal eder. 

Fakat İsrail'in askeri eylemlerinin yasal bir öz-savunma olduğunu ileri süren değerlendirmeler, genel durumu ve orantılılığı hesaba katmalıdır.  

Genel durumda, Filistin topraklarındaki İsrail işgali yasadışı ve haksızdır, Filistinliler işgale son vermek için meşru yöntemlerle mücadele verirken İsrail bunun karşısında öz-savunma iddiasında bulunamaz (aynı şekilde II. Dünya Savaşı sırasında işgal ettikleri Çin'de veya Filipinler'de gerillaların saldırısına uğrayan Japon birlikleri de öz-savunma iddiasında bulunamaz).    

Filistinlilerin bu türden eylemlerine karşı İsrail'in vereceği uygun yanıt "öz-savunma" değil, işgal edilmiş topraklardan tamamıyla geri çekilmek olacaktır.  

Gazze  

2. Taarruz savaşlarında toprakların fethedilmesi açık olarak yasadışıdır fakat, İsrail, Batı Şeria'yı ve Gazze'yi, komşu Arap ülkelerinin saldırısı sonucunda giriştiği savunma savaşında ele geçirmemiş midir?   

Doğu Kudüs de dahil olmak üzere Batı Şeria ve Gazze, aynı zamanda Sina ve Golan Tepeleri, saldırıya ilk İsrail'in geçtiği Haziran 1967 savaşı sırasında İsrail tarafından ele geçirilmiştir. İsrail destekçileri, ilk ateşi İsrail açmış olsa da bunun meşru bir korunma savaşı olduğunu, Arap ordularının kanlı bir söylem içerisinde İsrail sınırlarında seferberliğe geçmiş olduğunu iddia eder. Arap ordularının söylemi gerçekten tüyler ürperticidir, öyle ki dünyada birçok insan İsrail'in güvenliğinden endişe duymuştur. Fakat askeri durumdan anlayanlar -Tel Aviv'dekiler ve Pentagon'dakiler- gayet iyi bilmektedirler ki, her hangi bir savaşta ilk ateşi Araplar açsa bile galip gelecek olan İsraildir. Mısır lideri bir çıkış yolu aramaktaydı, yardımcısını müzakerelerde bulunmak üzere Washington'a göndermeyi kabul etti. Ama bu gerçekleşemeden İsrail saldırdı, çünkü müzakereleri ve Mısır'ın durumu kurtaracak uzlaşma beklentilerini reddediyordu. Bu ve diğer İsrail savaşlarının hararetli savunucusu Menahem Begin, bir saldırı başlatmanın gerekliliği konusunda çok emindi: 1967 Haziranı'nda, İsrail'in "bir seçeneği olmadığı"nı söyledi. Mısır Ordusu'nun seferberliği, Nasser'in saldıraya geçeceğini kanıtlamıyordu. "Kendimize karşı dürüst olmalıyız. Ona saldırmaya biz karar verdik." (1) 

Yine de, 1967 savaşı İsrail açısından tamamıyla savunmaya yönelik olsa bile, bu Filistinliler üzerindeki daimi hakimiyeti meşru kılamayacaktır. Bir komşu devletin hükümeti savaşa girdi diye bir halk kendi kaderini tayin hakkını kaybetmiş olmaz. Tabii, Ürdün'ü cezalandır, Batı Şeria'yı ona geri verme (ki, BM'nin 1947'deki taksimat planında öngörülen, ölü doğmuş Filistin devletini İsrail'le paylaştığı için en başta onun buna hiç hakkı yoktur). Gazze'yi de Mısır'ın idari denetimine geri verme. Fakat Filistin halkını yabancı askerlerin işgaline boyun eğmeye zorlayarak cezalandırmanın hiçbir temeli yok. 

İsrail, Kudüs'ün birleşik ve ebedi başkenti olduğunu ilan ederek, işgal edilen Doğu Kudüs'ü hemen İsrail topraklarına katar. Sonra da, işgal edilen yerlere insanları yerleştirerek toprak ele geçirilmesini yasaklayan Cenevre Sözleşmesini ihlal ederek işgal edilmiş topraklarda yerleşimler kurmaya başlar. İsrail hükümetinin o zamanki hukuk danışmanı tanınmış hukukçu Theodor Meron, herhangi bir yerleşimin yasadışı olacağını uyarmasına rağmen duymazdan gelinir. (2) 

Ve Uluslararası Adalet Divanı -ABD'li yargıç da dahil bütün yargıçlarının oybirliği ile kabul edilen hükmün bir bölümünde- işgal altındaki bütün yerleşimlerin yasa dışı olduğuna hükmetmiştir. (3) 

3. İsrail Gazze'den geri çekilerek, işgale son vermemiş midir? 

İsrail'in geri çekilmesi işgali sonlandırmamıştır. İşgal edilmiş Filistin topraklarında BM'nin o zamanki özel raportörü olan John Dugard'ın 2006'da belirttiği gibi:  

    İsrail Hükümeti'nin geri çekilmenin işgali sonlandırdığı yönündeki demeçleri fena halde yanlıştır. "Yaz Yağmuru Harekâtı"nın başlamadan önce bile, Onbaşı Shalit'in esir alınmasını takiben, Gazze İsrail'in etkin denetimi altında kaldı. Bu denetim birkaç yoldan ifade edildi. İsrail Gazze hava sahasının, deniz sahasının ve sınırlarının denetimini elinde tuttu. Mısır'la arasındaki Refah sınır kapısının, Avrupa Birliği personeli tarafından gözlem altında tutulması yönünde özel bir düzenleme yapılsa da, bütün diğer geçişler büyük oranda kapatılmıştır... ISG'nin (İsrail Savunma Gücü) Gazze'ye yönelik eylemleri açıkça göstermiştir ki modern teknoloji, işgalci gücün herhangi bir askeri varlık göstermeden de belli bir bölgeyi etkin bir biçimde denetimi altında tutabilmesine olanak sağlamaktadır. (4) 

20 Kasım, 2008'de, İnsan Hakları İzleme Komitesi, İsrail başbakanı Ehud Olmert'e, diğer konuların yanı sıra şunları belirtmiştir,  

    "İsrail, kalıcı askeri güçlerini ve yerleşimcileri 2005'te geri çekmiş olsa bile, uluslararası yasalara göre Gazze'de işgalci güç olarak kalmıştır, çünkü Gazze'deki yaşamın kilit noktalarını günü gününe etkin olarak kontrol altında tutmaktadır." (5) 

Eğer İsrail, Gazze'den gerçek anlamda çekilmiş olsaydı, Gazze'nin diğer ülkelerle arasındaki deniz ve hava ticaretini yasaklayamaz, insanları Gazze'nin dışına veya içerisine deniz veya hava yoluyla gidip gelmekten alıkoyamaz, Gazze hava sahasını ihlal edemez, kıyı sularında devriye gezemez veya Gazze içierisinde "girilmesi yasak bölgeler" ilan edemezdi. İsrail aynı zamanda  Gazze'nin Nüfus İdaresini denetlemekte ve Gazze'ye girmesine izin verdiği her türlü maldan ithal vergisi almaktadır. (6)  

gazze4. İşgalin yasal olarak devam edip etmediğine bakılmaksızın, İsrail Gazze'deki yerleşimlerinden ve askeri üslerinden vazgeçmemiş midir? 

İsrail'in Gazze'den geri çekilmesi tek taraflı bir hareketti, herhangi bir Filistinli liderle görüşülmeksizin gerçekleştirildi. İsrailli yerleşimciler Gazze'den çıkartıldı fakat 2005'te Batı Şeria'ya Gazze'yi terk eden yerleşimcilerden daha fazla yeni yerleşimci yerleşti ve Batı Şeria'da Gazze'de vazgeçilenden daha fazla Filistin toprağı ele geçirildi. (7) Birçoğu için çok açıktır ki geri çekilme, nihai Filistin devletine doğru atılan bir adımdan çok, aslında İsrail'in Batı Şeria'da ele geçirdiklerini güvenceye alan ve Filistin halkının bağımsız varlığını reddeden bir harekettir. Ariel Sharon'un baş yardımcısı Dov Weisglass'ın bir İsrail gazetesine verdiği demeçte belirttiği gibi: Geri çekilme planının önemi,  

    "politik sürecin dondurulmasıdır. Bu süreci dondurduğunuz zaman bir Filistin devletinin kurulmasını engellemiş olursunuz, mültecilerle, sınırlarla ve Kudüs'le ilgili bir müzakereyi engellemiş olursunuz. Filistin devleti denilen tüm bu paket, bütün gerektirdiği şeylerle birlikte, sonsuza dek gündemimizden çıkarılmıştır". (8)   

5. İsrail, Gazze'yle arasındaki sınırları açmaya veya Gazze'ye elektrik ve yakıt göndermeye neden zorunlu olsun? Sınırlarını istediği gibi kapatmak bir egemenlik hakkı değil midir?   

Bir ülke 40 yıldır işgal ettiği topraklarda, o toprakların ülkeden bağımsızlığı yönünde işlev görmesini engelleyebilecek şekilde bütün inşaatları ya da kalkınmayı engellerse, bu bazı zorunluluklar getirir. Ayrıca, bu ülke, o toprakları hava veya deniz yoluyla ticaret yapmaktan men ediyorsa, kara geçişlerine izin vermeme hakkı iddiasında bulunamaz.   

6. Gazze'nin Mısır'la sınırı var. Neden İsrail sınırları kapatmakla suçlanıyor? 

İsrail Gazze'den geri çekildikten sonra, Refah kapısını -Mısır'la sınır kapısı- Filistinlilere devretmedi. Halbuki, Refah kapısı, Filistin yönetimiyle İsrail arasında, ABD'nin de desteğiyle Kasım 2005'te imzalanan Dolaşım ve Erişim Anlaşmasına (AMA) göre Avrupa Birliği personeli tarafından denetlenecekti. Anlaşmaya göre, sınırdan giriş çıkışlar üzerinde İsrail'in veto hakkı olacaktı (İsrailliler sınır kapısında durmasalar da videoyla kayıt alma ve geçiş yapacaklardan önceden haberdar olma hakkına sahipti).   

İsrail insan hakları örgütü Gisha'nın belirttiği gibi, "Yolcuların yanlarında getirdiği kişisel eşyalar hariç, İsrail tarafından doğrudan denetlenmeyen tek sınır kapısı olan Refah kapısı yoluyla Gazze'ye ithalat yapılması yasaktı." (9)  

Elbette Mısır, AMA anlaşmasına aldırmayarak sınır kapısını açabilirdi. Böyle de olması gerekirdi. AB ve ABD yönetimleri Gazze'ye uyguladıkları mali ambargoyu kaldırabilir, İsrail, AB veya ABD gemilerini batıramayacağı için de, herhangi bir İsrail engeline aldırmaksızın Gazze sahiline deniz yoluyla malzeme gönderebilirdi. Yönetimlerin bu davranışları kınanmalıdır.   

Hamas  

7. Hamas, İsrail'in Gazze'den geri çekilmesini fırsat bilerek herhangi bir tahrik olmaksızın İsrail'e roket fırlatmamış mıdır? 

İsrail "geri çekildikten" sonra roket saldırıları azalmıştır. 2004'te Gazze'den İsrail'e 281, 2005'te ise 179 roket fırlatılmıştır. Geri çekilme, Eylül 2005'te tamamlanmıştır. Ekim 2005'ten Ocak 2006'ya kadarki dört aylık süre boyunca sadece 40 roket fırlatılmıştır. (10) 

Eylül sonunda, Gazze'deki Cebeliye mülteci kampında yapılan silahlı bir tören alayı sırasındaki ölümcül patlamanın ardından Gazze'den roket yağdırılmıştır. Filistin yönetiminin de dahil olduğu (ki o sıralar Hamas'la aralarında şiddetli bir çatışma vardı) çoğu gözlemci, bunu Hamas'ın neden olduğu bir kazaya bağlamış, Hamas ise İsrail'i sorumlu tutmuştu. Gerçek her ne olsa bile, İsrail istihbaratı ve silahlı kuvvetleriyle yakın bağlantılı bir kuruluş olan, İstihbarat ve Terörizm Bilgi Merkezi'ne (11) göre: 

    "Daha sonra El Fetih grupları ve Filistin İslami Cihad örgütü, çok sayıda roket fırlatmıştır. Hamas, sivil Filistinlilere zarar verdiğine ilişkin iç ve dış eleştirilerin ardından ve daha sonra da yönetimsel taahhütlerinden dolayı roket fırlatılmasıyla doğrudan bağlantısını kesmiştir." (12) 

Diğer Filistinli gruplar da roket fırlatmıştır. Ekim 2005'te başka bir hummalı roket fırlatma girişimi olmuştur. Ama bu seferki tecridi değildir. Bu şiddet ve misilleme örüntüsü içinde bunu kimin "başlattığı"nı belirlemek zordur. 23 Ekim, 2005'te, İsrail kuvvetleri, Batı Şeria'da iki İslami Cihad üyesini öldürür; ardından Gazze'den roketler fırlatılır, sonuçta yaralı bile yoktur; İsrail de sınır kapılarını kapatır; İsrail uçakları Gazze üzerinde alçak uçuş yaprak ses bombası patlatır, havadan karaya füzeler ateşler, sonuç beş yaralı; Batı Şeria'dan gelen bir intihar bombacısı bir İsrail kasabasında saldırıya geçer, beş kişi ölür; İsrail hava baskınlarına ve top atışlarına devam eder; üçü çocuk sekiz ölü (13). Daha sonra durum sakinleşir ve Ocak 2006'da Hamas seçimleri kazanana dek de sakinliğini korur.    

8. Hamas'ın seçim zaferi karşısında İsrail'in ve Batı'nın tepkisi ne oldu? 

2006 Ocağında, Hamas (önceki çekimserlik poltikasına son vererek) Filistin milletvekili seçimlerine katılır, oyların çoğunu alır. Uluslararası gözlemciler seçimin adil olduğunu onaylar (14), gerçekten de, seçilenler Arap dünyasında ender rastlanacak biçimde demokratik olarak seçilmişlerdir. Washington 2006 seçimlerine izin vermesi için İsrail'e baskı yapmıştır, Hamas'ın zaferi (Hamas da dahil) herkes için sürpriz olmuştur. 

Gelin görün ki, ABD ve İsrail, FKÖ'nün laik liderliğinin ayağını kaydırmak için zamanında Hamas'ı desteklemişti. (15)  

Çoğu analistin çıkardığı sonuca bakılırsa, seçmen, bunca yıl sonra Filistinlileri kendileri kadar kendi ayakları üzerinde durabilecek bir duruma getiremeyen yozlaşmış ve korkak El-Fetih liderliğini reddettiği kadar, Hamas'in dinci tutumlarına da destek vermiyordu. 

Hamas'ın hükümete katılımı, tutumlarında değişiklik yapması için bir fırsat olarak düşünülebilirdi, fakat İsrail, ABD ve Avrupa Birliği bunu ezmeye kararlıydı. İsrail Filistin vergi gelirlerini devretmeyi reddedip sınır kapılarını kapatarak ekonomik sıkıntıya neden oldu. Uluslararası yardım kuruluşları, özellikle ABD ve AB, fonları esirgedi, Washington bir adım ileri giderek katı kurallar getirdi. Uluslararası Kriz grubu şöyle açıklıyor: 

    "İnsani yardım için çalışan STÖ'ler, ABD Hazine Bakanlığının olağanüstü kısıtlayıcı kurallarından kaynaklanan çok önemli engellerle karşılaşmaktadır; ABD örgütleri, örneğin, yapacakları nakit deği de ayni bağışlar için ön-onay almak zorundalar.   

    Bu tür kısıtlamalar, kalkınmaya yönelik yardımları etkilemektedir -2005'te 450 milyon dolar-, bu etkiler Filistin Yönetimiyle olan doğrudan temaslardan dolayı daha da şiddetli hale gelmektedir. ABD'li bazı STÖ'ler projelerini tümüyle askıya almıştır. USAID tarafından finanse edilen bir tibbi yardım programı içinde sağlık bakanlığı ilaçlarının yüze otuzunu sağlayan uluslararası yardım kuruluşu CARE, USAID onay vermediği için düzenli tedariklerini durdurmuştur." (16)  

9. Hamas nasıl barış ortağı olabilir? ABD ve İsrail'in öne sürdüğü, İsrail'i tanıması, şiddetten vazgeçmesi ve Filistin Yönetimi tarafından daha önce kabul edilen bütün anlaşmaları kabul etmesi yönündeki üç teklifi reddetmedi mi;? 

Gerçekten Hamas, bu üç koşulu reddetmiştir, ama bu İsrail ve ABD'nin yaptıklarından fazla değildir.  

Hamas İsrail'i tanımamıştır, fakat İsrail ve ABD de bağımsız bir Filistin devletini tanımamıştır. 

18 Aralık, 2008'de benimsenen 63/165 sayılı Genel Kurul kararını ele alalım. Karar, bağımsız Filistin Devleti hakkı da dahil olmak üzere Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını tekrar onaylamış ve ardından bütün devletleri ve Birleşmiş Milletler kuruluşlarını,  Filistin halkına destek ve yardımı sürdürmeleri yönünde teşvik etmiştir. Karar, 173 kabul, 5 ret ve 7 çekimser oyla kabul edilmiştir. 5 ret oyu ABD, İsrail ve ABD'ye bağımlı üç küçük Pasifik ada ülkesi tarafından verilmiştir. (17)  

Elbette, İsrail, 1967 sınırları geçerli olmamak üzere, yaşanabilir olmaktan uzak küçücük bir toprak parçasına hapsedilmiş bir Filistin devletini kabullenmeyi istediğini söyleyebilir. Fakat Hamas, ancak Tel Aviv ve varoşlarıyla sınırlı kalmak üzere İsrail'i tanımaya hazır olduğunu söyleyecek olsa, İsrail ve ABD'nin bunu samimi bulacakları kuşkuludur.  

Şiddet kullanımına gelecek olursak, Hamas'ın şiddetten vazgeçtiğini ilan etmesi iyi olurdu. Ama, ABD'nin ve İsrail'in bu yöndeki nasihatları gülünç olacaktır (1956 Sina, 1982 Lübnan veya 2003 Irak unutulmamalı). Şunu da belirtmek gerekir ki, şiddeti gerçekten redderek, bir işgal ordusunda askerlik yapmayı reddeden İsrailliler hapsedilmektedir. (18)  

Önceki anlaşmaların kabul edilmesi konusunda ise, Washington, Anti-Balistik Füze Anlaşmasından geri çekilmesi bir yana, Kapsamlı Deney Yasağı Anlaşması'nı "imzalamamış", Dünya Mahkemesi'nin Nikaragua hakkındaki kararına uymamıştır. En basitinden düşünülecek olursa, Dünya Mahkemesi, işgal altındaki Batı Şeria'da inşa ettiği duvardan dolayı İsrail'in (bir parçası olduğu) Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'ni ihlal ettiğini belirtmiştir. (19) Genel Kurul 6'ya karşı 150 kabul oyu ve 10 çekimser oyla Dünya Mahkemesi'nin kararını onaylamış, İsrail'i de bu karara uymaya çağırmıştır. (20) İsrail ise bunu reddetmiş, ABD de onu desteklemiştir. Bu yüzden, İsrail ve ABD, anlaşmaları resmen birer kağıt parçası olarak görmektedir.  

1999'a kadar kendilerine bir devlet vaadeden 1933 Oslo Mutabakatı'nı imzalayıp da, devlet yerine İsrailli yerleşimcilerim sayısındaki muazzam artışla (21) karşılaşan Filistinliler'e, İsrail'in Hamas'ın anlaşmalara bağlı kalmadığı yönündeki ısrarı kötü bir şaka gibi gelecektir.   

10. Hamas, İsrail varlığını asla kabul etmeyeceğini belirtmemiş miydi? 

İsrail Başbakanı Ehud Olmert, ABD Kongresindeki bir birleşik oturumda yaptığı konuşmada, "halkının bu toprakların bütünü üzerindeki ebedi ve tarihi hakkına" olan inancını sürdürdüğünü söyledi. (22) Ama, uzlaşma gereğini de anladığını ekledi. Hamas da benzer bir tutum sergiledi: Filistin'i bir bütün olarak kutsal Müslüman toprakları olarak, İsrail Devletini ise gayri meşru olarak kabul etse de farklı farklı zamanlarda uzlaşmaya hazır olduğunu, 1967 sınırlarının kabulü, Doğu Kudüs'ün Filistin'in başkenti olması koşuluyla, 20, 30, 50 yıl veya sonsuza dek sürebilecek bir ateşkesle birlikte iki-devletli çözümü kabul edebileceğini belirtti. (23) 

Gelgelelim İsrail ve ABD, Hamas'ın bu önerilerini geri çevirmiş ve -çoğu İsraillinin, (24) eski İsrail istihbarat dairesi Mossad'ın (25) başkanı, Efraim Halevy gibi muhafazakar analistlerin bu tür görüşmeleri desteklemesine rağmen- Hamas'la görüşmeyi reddetmiştir.   

11. Hamas, İslami köktendinciliği ve anti-semitizmi desteklemiyor mu? 

Ne yazık ki, milliyetçi ve solcu hareketlerin maruz kaldığı muazzam baskının ve kendi içsel zayıflıklarının sonucunda geçen birkaç on yıl içinde bütün Orta Doğuda milliyetçi ve ilerici hareketlerin yerini köktendinciler almıştır. Kendini "Yahudi devleti" olarak tanımlayan bir devlet tarafından korkunç bir barbarlığa maruz kalmış Filistinliler düşünüldüğünde hiç de şaşılmaması gereken bir biçimde Anti-semitizm Orta Doğuda büyümüştür (İsrail'e yönelik bütün eleştirilerin fiilen anti-semitik olduğunu ileri süren İsrail yandaşları karşısında Orta Doğuluların yerinde tespitler yapması olanaksızlaşmıştır). Elbette, anti-semitizmi de köktendinciliğin gerici toplumsal görüşlerini de reddetmeliyiz.   

Kökeni Mısırlı Müslüman Kardeşler'e dayanan Hamas, İslami köktendinci bir geçmişe sahiptir. Ama kökleri şimdiki durumunu tek başına belirlemez. Uluslararası Kriz Grubu'nun, Hamas'ın mevcut edimleri üzerine Mart 2008 tarihli bir değerlendirmesi karma bir betimleme sunuyor:   

    "Hamas, İslami bir oluşu zorla dayatma niyeti taşımamaktadır. Güvenlik hizmetlerini ve adli işleri yürütmeleri için Hamaslı olmayan kişileri görevlendirmiştir. Mahkemelerin veya okulların İslamlaştırılması yönünde  göze batan hiçbir işaret yoktur. Yetkililer, Filistin Yönetimi'nin ne eğitim programını, ne hukuki yasalarını ne de anayasasını değiştirmiştir. Ocak 2008'de Filistin Yönetiminin uygulamalarıyla uyum içinde fakat İslami geleneğe aykırı bir biçimde, bir kadın yargıcı göreve getirmiş, bir başkasını da Temyiz Mahkemesi başkanlığına getirmiştir. Hamas, Ağustos 2007'den bu yana, dikkate değer bir biçimde, televizyon ve radyo kanalları, cami hutbeleri aracılığıyla yaptığı duyurularla kadınları polis olmaya çağırmıştır. 100'den fazla kadın başvuru 


    yapmıştır. Bir Hamas yetkilisinin öne sürdüğü gibi 'Ramallah'takiler Hamas'ı aşırılıkla damgalamaya çalışıyor. Fakat Gazze'de bir İslam Emirliği ortaya çıkmayacaktır'. 

    Yine de, geçmişteki edimler gelecekteki yönetimin garantisi değildir, dolaylı toplumsal baskı biçimlerine işaret eden yurttaşlık hakları grupları ve Hamas karşıtları endişelerini korumaktadır. Hamas içindeki tutucu molla takımı şeriatın daha büyük bir rol oynamasında ısrarcıdır... 

    Bir üst düzey Hamas hukukçusu kaçamaklı konuşmaktadır: 'Mahkemelerin şeriat yasalarını uygulamasını isteriz, fakat insanları buna zorlamayacağız'. Bazı durumlarda da aynen bunu yapmaktadırlar...  

    Dahası, Gazze'deki yoğun izolasyonun ortasında, Batılıların kendilerini geri çekmeleriyle birlikte, toplumsal normlar gittikçe daha muhafazakar ve ataerkil nitelik kazanmaktadır. Bu süreç içinde de, özellikle güvenlik güçleri içindeki ateşli Hamas militanları teşvik edilmektedir. Okullarda dini eğitime ayrılan zaman artmıştır, bazı öğretmenler başını örtmeyen kızları cezalandırmaktadır. Kadınlar sokaklarda başı açık gezmeye devam etseler de, yetkililer giyim tarzı konusunda bir hüküm olmadığını söyleseler de, Hamas militanları bazı kadınları başlarını örtmeleri için uyarmaktadır. Aynı şekilde, Hamas ahlaksızlık suçlamasıyla kadınları idam edilmesini kısıtlasa da, arabada yakalanan evli olmayan çiftlerin dövüldüğü ve tutuklandığı bildirilmiştir. Haziran 2007'de devir teslimden sonraki kısa bir sessiziğin ardından internet kafelere -Hamas dışındaki gruplar tarafından- yapılan baskınlar artmıştır. Gazze'deki Hristiyanlar, 3000 kişilik cemaatlerine karşı yapılan artan sayıdaki saldırıların önüne geçmek için Hamas güçlerinin geç davranıp az şey yaptığını belirtiyor, bunun kanıtı olarak da Hamas saflarındaki radikal İslamcı komutanların artan etkisini gösteriyor." (26) 

Ne yazik ki, devam eden İsrail zulmü ve Filistinlilerin çaresizliği, Hamas'ın içindeki en kötü eğilimlerin artmasına yol açacaktır. 

Aynı zamanda, İsrail'de Yahudi köktendinciler siyasi açıdan güçlüdür ve hükümetteki koalisyonun bir parçasıdır. ABD Devlet Bakanlığı'nın da belirttiği gibi "İsrail Ortodoks olmayan Yahudilere eşitsiz muamele göstermekte, Yahudilerle ilgili kişisel ve yurttaşlık meselelerinde hükümet sadece Ortodoks Yahudi din yetkililerini kale almaktadır. Hükümet devlet kaynaklarını tahsis ederken (Ortodoksluğun modern ve ulusalcı akımlarını da içeren) Ortodoks ve ("Haredi" olarak da anılan) ultra-Ortodoks Yahudi dini grupları ve kurumları kayırmaktadır. (27) 

Belge birçok açıdan eskimiş olsa da Hamas'ın 1988 tüzüğü Sion Büyükleri Protokolünden (28) alıntılar yapar. (29) Örgüt hala, anti-semitik retoriğe sığınmaktadır. (30)

 

Fakat Hamas'ın bu türden görüşlere dahip olması onu barış görüşmelerinde taraf olmaktan çıkarmaz, bu Güney Asya'da Hinduların ve Müslümanların yan yana oturmayacak kadar ırkçı görüşlere sahip olmasından daha fazla bir şey değildir. Elbette birçok İsrailli, Filistinlilere ilişkin ırkçı görüşlere sahiptir (31) (Obama'nın yeni Genel Sekreteri Rahm Emmanuel'in babasının, Arapların ancak yerleri silmeye yarayacağını söylediğini hatırlayın) (32).  

Bazı Filistinli dini önderlerin iğrenç anti-Yahudi retoriğine rastlayabilirsiniz. Fakat İsrailli hahamların kullandığı aynı derecede tiksindirici bir dile de rastlayabilirsiniz. Örneğin, İsrail'İn Seferad baş hahamı 2007'de şöyle bir icazet verdi "roket fırlatılmasını engellemeyi hedeflemek üzere Gazze'de gerçekleştirilecek olası bir askeri taarruz sırasında fark gözetmeksizin sivillerin de öldürülmesine karşı hiçbir ahlaki yasa yoktur" çünkü "bütün bir kent, bireylerin ahlakdışı davranışlarından kolektif olarak sorumludur". Hahamın oğlu olan Safed baş hahamı da şöyle açıklıyor: "Biz 100 kişiyi öldürdükten sonra durmazlarsa, o zaman bin kişi öldürmemiz gerek... 1000 kişiden sonra da durmazlarsa, o zaman 10.000 kişi öldürmemiz gerek. Hâlâ durmazlarsa 100.000 hatta bir milyon kişi öldürmeliyiz. Ne kadarı onları durduracaksa o kadar." (33)  

Irkçılığa karşı çıkılması gerekir, fakat sahip olduğu ırkçılık bertaraf edilene kadar herhangi bir tarafın barış ortağı olmasını kabullenmemek anlamsız olacaktır.    

12. Hamas terörist bir örgüt müdür? 

Hamas asla El-Kaide gibi bir terörist örgüt olmadı. El-Kaide'den farklı olarak, bir kitle tabanı, sosyal yardım programları ve şu an olduğu gibi bir seçmen kitlesi vardır.   

Hamas terörist eylemlere girişmiştir, özellikle de kasten sivilleri hedef alan intihar bombacılarıyla. 

ABD Ordusu Savaş Üniversitesi, Stratejik Araştırmalar Enstitüsü, İslami ve Dini Araştırmalar Profesörü Sherdia Zuhur şöyle yazıyor:   

    "Hamas ajanları ilk intihar saldırılarına 1994'te, Amerika doğumlu İsrailli yerleşimci Baruch Goldstein'ın, El-Halil kentinde Haram-El-Halil camisinde ibadet eden silahsız insanlara ateş açıp, el bombası fırlatarak 29 kişiyi katletmesinden sonra başlamıştır. Goldstein'ın İsrailli birliklerin yardımıyla içeri girebildiği düşünülmüştür. O tarihe kadar, Hamas'ın hedefleri sadece İsrail ordusuydu. 1995'te, diğer Filistinlilerle aralarında büyük tartışmalra neden olan bu saldırıları durdurmuş, Hamas lideri Yahya Ayyaş'ın nokta atışıyla öldürülmesinden sonra tekrar başlatmıştır." (34)  

Zuhur şöyle devam ediyor:  

    "Hamas, 3 yıllık intihar saldırısı yapmama kararına uymuş, daha sonra bu bir yıla düşürülmüş ve muhtemelen Ocak 2008'de Dimona'da Hamas veya başkaları tarafından düzenlenen bir saldırıyla bu karar bozulmuştur." (35) 

Çeşitli aralıklarla da Hamas sivil yerleşim bölgelerine roket atmıştır, ki bu da bir terörizm biçimidir.   

Bu sicilinden de anlaşılacağı üzere Hamas terörizme bulaşmıştır, reddetmemiştir, fakat uygun olarak nitelediği koşullarda da terörizmden geri durmuştur. Böylesi bir sicil kınanmalıdır -çünkü terörizm her zaman yanlıştır- fakat İsrail'in terörizm sicili de kınanmalıdır.

 

13. Kasten sivilleri öldürmediğine ve neden olduğu tüm sivil ölümlerini üzücü kayıplar olarak gördüğüne gore, İsrail nasil terörizm ile suçlanabilir?   

Terörizmin ABD tanımını aklınızda tutun: "savaşmayan hedeflere karşı önceden planlanmış, politik gerekçeli şiddet."[36]Burada 3 nokta dikkate alınmalıdır.  

Birincisi, politik amaçlar için sivillere acı vermek uzun zamandır İsrail’in resmi politikası olmuştur. Hamas 2006 Haziran’ında bir İsrail askerini kaçırdığında, İsrail Gazze’nin elektrik santralini yokederek cevap vermiş ve büyük çapta çileye neden olmuştur.[37] İsrailli liderler Hamas’ın desteğini sarsmanın bir yolu olarak Gazze’nin ekonomisini sakat bırakmak niyetinde olduklarını açıkça kabul etmişlerdir.  (Bunun aptalca bir politika olması onu daha az ahlaksız yapmaz. Aynı şekilde ABD, Avrupa Birliği ve Mısır hükümetlerinin bu suça dahil olmaları da daha az ahlaksız yapmaz.) İsrail sınırlarını kapayıp, yakıt ve güç kaynaklarini kesip, kendi vergi gelirlerini reddedince, Gazzeliler açlık ve işsizliğin kabarıp sağlık ve refahlarının gerilediğini görmüşlerdir. İnsan hakları grupları [38] ve Birleşmiş Milletler yetkilileri [39] bu ekonomik boğma yöntemini lanetlemiş ve onu “toplu cezalandırma” saymışlardır.   

New York Times köşe yazarı Thomas L. Friedman, İsrail’in Gazze’de ‘Gazze sivilleri üzerinde ağır acı’ yaratmayı deneyen bir politika uyguladığını umduğunu söylediğinde, ABD hükümetinin yukarıda alıntı yapılmış resmi terörizm tanımından ayırtedilemeyecek bir politikayı onaylamaktadır. [40]  

İkincisi, yıllar boyunca İsrail kasten sivilleri öldürmüştür. Diğer örnekler içinde, hiçbir ciddi tehdit oluşturmayan göstericiler üzerine öldürücü ateş açmıştır. [41] Tıbbi personeli ve gazetecileri hedef alıp öldürmüştür.[42] Ve şimdi de Gazze’de sivil polisi ve askeri olmayan hükümet personelini (aşağıda tartışılacağı üzere) hedef alıp  öldürmüştür.  

Üçüncüsü, siviller belirgin bir şekilde hedef alınmadığında bile, İsrail sivillerin refahı için pervasız ihmal göstermiş ve çoğunu öldürmüştür. Bunlar “üzücü kazalar” değil, aksine kasıtlı ve suçlu ihmaldir. İç hukukta, birincisi ikincisinden çok daha ciddi bir saldırı olduğu için, kasıtlı ve kasıtsız öldürme arasında ayrım yaptığımız doğrudur. Fakat iç hukuk aynı zamanda suçlu ihmalin de bazen önceden planlama kadar lanetlenebilir olduğunu kabul eder.Filistinli insan hakları derneği Al Haq’ ın doğru bir şekilde ortaya koyduğu gibi, " hedeflenen alanların seçimi, saldırı yöntemleri ve ölen ve yaralanan sivillerin sayısı açıkça sivil hayatına kasıtla aynı anlamda  pervasız bir ihmal olduğuna işaret etmektedir. "[43]  

Gazze’deki güncel İsrail saldırısından önceki belgeyi düşünün. İsrailli insan hakları grubu B'Tselem’e göre, ikinci İntifada’nın başladığı 29 Eylül 2000 tarihinden 30 Kasım 2008’ e kadar Gazze’de 2,990 Filistinli İsrail güvenlik güçleri tarafında öldürülmüştür. Bunlardan 1,382’sinin saldırılarda yer almadığı bilinmektedir.[44] (Aynı yedi yıllık dönem içinde, Gazze’den atılan Filistin roket ya da havan topları toplamda 22 İsrailli sivilin ölümüne yol açmıştır.[45]) Eğer bu Filistinli roketler terörizm oluşturuyorsa –ki öyledir- İsrail hükümetinin suçları ne kadar daha büyüktür?   

Ve bu, İsrailli yetkililer şeklen pişmanlık gösterse veya Ariel Sharon’un Mart 2002’de dediği gibi "Filistinliler vurulmalıdır ve bu acılı olmalıdır. Onlara kayıplar, kurbanlar verdirmeli, böylece ağır bedeli hissetmelerini sağlamalıyız. " kabul etse de böyledir.[46]   
 

14. Hamas’ın kusurlu roketler fırlatması uluslararası insan hakları kanununa aykırı değil midir?  

Evet. Fakat şunu dikkate alın ki İsrail’in silahları Hamas’ınkilerden çok daha hassas olsa da, sivillere önemli zararlar vermeden askeri hedefler vuracak kadar hassas değildir.  Ve kesinlikle deniz ve hava bombardımanı, top mermileri ve tank ateşi Gazze kadar yoğun nüfuslu bir yerde sivilleri vurmayı engelleyecek kadar hassas olamaz.   

15. İsrail’in sivilleri öldürmüş olması sivillere yapılan Filistin saldırılarını aklar mı?  gazze

Uluslararası hukuk, birinin düşmanın suçlarının karşılık olararak yapılan suçları aklamayacağı konusunda oldukça açıktır. Bu Filistinliler’i kapsar, fakat aynı zamanda (ve –güç dengesizliği gözönüne alındığında—özellikle) İsrailliler’i de kapsar.  

İsrail sivillerine yapılan Filistin saldırıları –-roket veya intihar bombası şeklinde—ahlaksızca ve amaca zararlıdır, İsrail toplumundaki en tepkisel öğeleri güçlendirirler. Ama şaşırtıcı değildirler.  1999’da, Ehud Barak – İsrail’in bugunkü savunma bakanı- bir muhabire Filistinli doğsaydı muhtemelen terörist bir örgüte üye olacağını söylemiştir.[47] Ve İsrailli eski politikacı Yossi Sarid 2 Ocak 2009’da şöyle yazmıştır :   

    "Bu hafta öğrencilerimle milli güvenlik konusunda bir dersin içeriğinde Gazze savaşı hakkında konuştum. Daha tutucu, kabul edilmiş –- yani hafifçe sağa kayan görüşler—öne süren bir öğrenci beni şaşırtmayı başardı. Benim tarafımdan hiçbir kışkırtma olmadan kalbini açtı ve itiraf etti : ‘ Genç bir Filistinli olsaydım’ dedi, ‘ Yahudilerle şiddetle savaşırdım, hatta terör yöntemleri kullanırdım. Daha farklı herhangi bir şey söyleyen size yalan söylüyordur. '"[48]   

Gazze Filistinlileri 20 yıl Mısır yönetimi altında yaşadılar; 40 yıldan fazla süredir acımasız ve zayıflatan bir İsrail işgali altında acı çektiler. İsrailli tarihçi Avi Shlaim’in açıkladığı gibi,   
 

    "1948 sığınmacılarının çoğu küçük bir toprak parçasına sıkışmış, hiçbir altyapı ve doğal kaynağı olmayan Gazze’ nin beklentileri asla parlak değildi. Fakat Gazze, basitçe bir ekonomik gelişmemişlik durumu değil, eşsiz bir zalim ve kasıtlı geri gelişimin durumudur. Kutsal kitaptan bir deyiş kullanmak gerekirse, İsrail Gazze insanlarını oduncu ve su toplayıcı hale çevirmiştir, İsrail ürünleri için ucuz iş gücüne ve tutsak bir pazara çevirmiştir. Filistinliler’in İsrail’e bağımlılıklarını bitirmelerini ve gerçek politik bağımsızlık için temel olan ekonomik destekleyicileri kurmalarını imkansız kılmak için yerel sanayinin gelişimine etkin bir şekilde engel olunmuştur. "[49]  

Gazze insanları için hayat koşulları berbattır, insan hakları ve yardım kuruluşları Mart 2008’de şöyle belirmiştir:"Gazze şeridindeki 1.5 milyon Filistinli’nin durumu İsrail ordusunun 1967’de işgale başladığından beri en kötü haldedir."[50] Ve Gazze Filistinlilerinin büyük bir çoğunluğu köken olarak Gazze’lilerin soyundan değildir. Aksine onlar 1948’de sığınmacı olarak dışarı sürülmüş, bugünün İsrail’inde yaşamış olanların soyundandır. Ve Gazze’nin insanları acıyla dışarı baktıklarında, yanlarında zamanında Filistin köyleri olan yerlerde kurulmuş İsrail toplulukları görüyorlar.[51] Bazı Gazzeliler bu İsrail kasabalarına roket atıyorlar. Bu roketler Filistin hedefini ilerletmiyor. Ama şaşırtıcı değiller.   
 

16. Hamas, Gilad Shalit adında bir İsrail askerini kaçırmadı mı?   

Shalit nöbet sırasında ele geçirilmiş bir askerdi. Bunun neden bir kaçırma olarak düşünüldüğü açık değildir. Uluslararası hukuk burada biraz bulanıktır: Ele geçirilen askerleri rehine olarak tutmak doğru değildir ve tüm mahkumların insani davranılmaya hakkı vardır fakat düşman askerlerini yakalamak veya mahkum değiş tokuşlarında kullanmak yanlış değildir. Fakat iki durumda da Filistinliler işgal edilen bölgelerden 11,000 Filistinli’nin İsrail hapsihanelerinde tutulduğuna dikkat çekmektedir.[52] Bu insanların bir kısmı savaç suçlarından bir kısmı da basitçe karşı koyan bir silahlı güce üye olmaktan suçlu olabilirler.  Fakat yüzlercesi (Shalit’in yakalandığı sırada 750, 2008 Kasım’ında 570) hiçbir suçlama olmadan tutuluyorlar.[53] Yani, Shalit gibi hiçbir suçu olmadığı varsayılabilecek en azından yüzlerce Filistinli istekleri dışında hapiste tutuluyorlar. Shalit’in ele geçirilmesinden sadece bir gün önce, İsrail’ in Gazze’den güya 9 ay önce çekilmiş olması gerçeğine rağmen İsrail komandoları, Osama ve Mustafa Muamar adında iki sivile el koydular -–ve burda ‘kaçırma’ daha doğru bir terim olurdu--.  [54]   

İsrail, Shalit’in ele geçirilmesine Gazze’ye askeri baskınlar yapıp, acımasızca ateş açma ve bombalama eylemlerine girerek karşılık vermiştir. İsrail insan hakları derneği B'Tselem ‘e göre 26 Haziran ve 15 Kasım arasında, İsrail Güvenlik Güçleri  387 Filistinli’yi öldürmüştür, yarısından çoğu, 206’sı, "81’i çocuk ve 45’i kadın olmak üzere öldürüldüklerinde savaşta yer almıyorlardı."[55] Gazze’nin elektrik santrali yokedildi ve sınırları kapatıldı; 8 Hamas kabine üyesi ve 26 Filistin yasama kurulu üyesi diğer yetkililerle beraber yakalandı. BM’nin İşgal Edilmiş Filistin Toprakları özel raportörü şöyle özetlemiştir :  

    "Aslında, Filistin insanları ekonomik yaptırıma maruz bırakılmıştır – ilk defa işgal altındaki insanlara böyle davranılmıştır… Filistin otoritesinden ziyade Filistin insanları, muhtemelen modern zamanlardaki en şiddetli uluslararası yaptırıma maruz kalmışlardır. "[56]    
     

17. Hamas el Fetih ve Gazze’deki Filistin otoritesi’ne karşı bir askeri darbe yapmamış mıdır?    

Aklı ne olursa olsun, Gazze’nin Hamas tarafından alınmasının, El Fetih Gazze güvenlik şefi Mohammed Dahlan ve üst düzey ABD yetkilileri tarafından, seçilmiş Hamas hükümetini askeri bir şekilde kovmak için ortaklaşa hazırlanmış bir komplonun ön vuruşu olduğuna dair kanıtlar oldukça açıktır. Araştırmacı gazeteci David Rose’ ın belgeler ve görüşmelere dayanarak açıklık getirdiği gibi, "Gizli plan geri tepti.... Düşmanlarının gücünü bitirmek yerine, ABD destekli El Fetih savaşçıları dikkatsizce Hamas’ın Gazze’nin kontrolünü almasını kışkırttı. "[57]    
 

18. Hamas yalnızca İran’ın bir piyonu değil midir?  

Hamas ve İran müttefiktirler ve ortak çıkarları vardır, fakat bu Tahran’ın Hamas’ın politikalarını belirlediğini söylemekle aynı şey değildir. Hamas’ın basitçe İran’ın komutlarına göre hareket ettiği –- İsrail hükümeti ve destekçileri tarafından ağızdan ağıza yayılan-- iddiası birçok maddeye göre boşa çıkmaktadır.   

Birincisi, İran Hamas’ı nükleer tesislerine yapılabilecek muhtemel saldırıları saptırmak için kullanıyor olsaydı, zamanlamasi tamamen anlamsız olurdu. İsrail’in --ya da ABD-İsrail birleşik- İran’ a saldırısının mümkün göründüğü bir dönem vardı. Bu dönem, İsrail ve Hamas arasındaki ateşkese denk geldi. 2008 Aralık’ da, ciddi hiçbir araştırmacı İran’a yapılacak bir İsrail saldırısından yakın olarak bahsetmiyordu.   

İkincisi, İran Hamas’ı İsrail’e karşı savaşta kullanıyor olabilseydi, neden  Hizbullah’ı aynısını yapma konusunda (ki açıkça Hamas’ın üstündeki baskıyı azaltacaktır) kullanmamıştır? Ne de olsa, Hamas’ın İsraille bağları ne olursa olsun, Hizbullah’ınkiler daha güçlüdür (Hizbullah İran gibi Şii’dir; düşünsel temelleri onu İran’a bağlar;[58] ve Suriye üzerinden kolayca İran silahları edinebilir; diğer yandan Hamas Sünni’dir ve çok az İran silahı kaçırabilmektedir). Açıkça, Hizbullah Hamas’a yardım etmek için savaşa girmenin çıkarına olduğunu düşünmemektedir. Fakat eğer İran Hizbullah’ı çıkarlarına rağmen hareket ettiremiyorsa, Hamas’a bunu yaptırabileceğini düşünmek için hiçbir neden yoktur.   

İran, uluslararası yardım kesildiğinden beri daha da önemli olan bir şekilde, Hamas’a kaynak sağlamıştır. Ve açıkça bazı Hamas savaşçıları İran’da eğitilmiştir – fakat 10-20,000 silahlı adamın olduğu bir örgütte, İran’da eğitilmiş birkaç yüz belirleyici değildir. İran’ın Hamas üzerinde etkisi vardır fakat Hamas’ın kör bir şekilde İran’ın emirlerini takip ettiğini düşündürecek hiçbir sebep yoktur.[59] İsrail muhtemelen ABD askeri ve politik desteğine Hamas’ın İran’a olduğundan daha bağımlıdır.     

Ara  

19. İsrail’le yapılan Haziran 2008 ateşkesinin koşulları nelerdi?  

Haziran 2008’de, neredeyse bir yıllık bir askeri çatışma ve İsrail’in Gazze’yi sakat bırakan kuşatmasından sonra, Hamas ve İsrail, Ara veya Durgunluk da denilen bir ateşkeste anlaştılar. İki taraf birbiryle doğrudan ilişki kurmayacaktı ve böylece, koşulları asla resmi olarak yazılmayan, Mısır aracılığında bir anlayış oluştu. The Associated Press koşulları şöyle sıralamıştır:   

    "Ateşkes Perşembe sabah 6’da devreye girer (Çarşamba 23.00 EDT) [19 Haziran].   

    "Tüm Gazze-İsrail vahşeti durur. Üç gün sonra İsrail Gazze üzerindeki kuşatmasını yumuşatır ve hayati malzemelerin girişine biraz daha izin verir.  

    "Bir hafta sonra, İsrail kargo geçişleri üzerinde kısıtlamaları biraz daha yumuşatır.   

    "Son aşamada,  Gazze ve Mısır arasındaki Rafah sınır kapısının açılması ve Hamas ilişkili gruplar tarafından iki yıldır rehin tutulan Gilad Schalit’in serbest bırakılması için bir mahkum değiş tokuşunun yapılması konusunda konuşmalar yapılır."[60]   

Ve İsrail Aralık 2008’de Ara’nın sınırsız bir sürede olduğunu iddia etmeye çalışmasına rağmen, ,[61] (2008 Haziran’daki İsrail hükümeti dahil) herkes, Ara’nın 6 aylık planlanmış olduğuna ve uzatılması için umutlar olduğuna değinmiştir.[62] Hamas Ara’nın Hem Gazze hem de batı Şeria için olmasını istemiş, fakat İsrail reddetmiştir. [63]   

Birçok Filistinli grubun --Hamas hariç-- Ara konusunda çekinceleri olsa da anlaşmayı kabul etmişlerdir. Fakat İslami Cihad, anlaşma dahilinde hareket edecek olsa da, Gazze ve batı Şeria’yı bölünmez olarak düşündüğünü, bu yüzden de Batı Şeria’daki üyelerine yapılacak bir saldırı için Gazze’de misilleme yapma hakkını saklı tutmuştur.  

 

Dipnotlar:

(1) "Begin'in Ulusal Savunma Koleji'ndeki konuşmasından kısımlar", New York Times, 21 Ağustos, 1982.

 

(2) Donald Macintyre, "Gizli iç yazışmalar İsrail'in 6 gün savaşının yasadışı olduğunu bildiğini gösteriyor", The Independent, 26 Mayıs, 2007. 

(3) Uluslararası Adalet Divanı, İşgal Edilmiş Filistin Topraklarında Bir Duvar İnşa Edilmesinin Yasal Sonuçları, İstişari Mütalaa, 9 Temmuz, 2004; Yargıç Buergenthal'in Tebliği (İsrail yerleşimlerinin Dördüncü Cenevre Sözleşmesinin, 49. maddesinin 6. paragrafını ihlal ettiğini böylece de uluslararası insani hukuğu ihlal ettiğini kabul ederek). 

(4) John Dugard, 1967'den bu yana işgal altındaki Filistin topraklarındaki insan haklarının durumuyla ilgili özel raportör, Genel Sekreter tarafından gönderilen rapor, "1967'den bu yana işgal altındaki Filistin topraklarındaki insan haklarının durumu", BM Genel Kurulu, evrak a/61/470, 7 Eylül, 2006.   

(5) İnsan Hakları İzleme Komitesi, "Olmert'e Mektup: Gazze Ambargosunu Durdurun", 20 Kasım, 2008. 

(6) Sari Bashi ve Kenneth Mann, "Bağlantısız İşgalciler: Gazze'nin Yasal Statüsü", Tel-Aviv: Gisha: Özgürlük Hareketi Yasal Merkezi, Ocak 2007.  

(7) Chris McGreal, "İsrail yol haritasını yeniden çiziyor, sessizce ve çabucak inşa ediyor; Sharon Gazze'de geri verdiğinden daha çoğunu Batı Şeria'da ele geçirdikçe Yerleşimci nüfusu artıyor", Guardian, 18 Ekim, 2005. 

(8) Avi Shavit, "Büyük Donma", Haaretz, 8 Ekim, 2004. 

(9) Ashi ve Mann, Geri Çekilmiş İşgalciler, s. 41. 

(10) İstihbarat ve Terörizm Bilgi Merkezi (ITIC), Gazze Şeridi'nden Roket tehditi, 2000-2007, Aralık 2007, s. 38, 41. Başka kaynaklar farklı rakamlar vermekte, belki de İsrail'i vuranları değil de bütün ateşlenen roketleri saymaktadır. 

(11) İstihbarat ve Terörizm Bilgi Merkezi, İsrail İstihbarat Mirası ve Anısı adlı dağıtılmış İsrail İstihbarat Cemaati anısına kurulmuş bir sivil toplum kuruluşunun parçasıdır. Eski İsrail istihbaratçıları tarafından yönetilmektedir, Filistinlilerden ele geçirilen bir teçhizat koleksiyonuna sahiptir, İsrail Dışişleri Balanlığı'nın internet sitesinde düzenli olarak adı geçer ve bildiğim kadarıyla da İsrail hakkında eleştirel tek bir sözcük yayınlamamış, İsrail hükümetinden ayrı hiçbir duruş sergilememiştir. 

(12) ITIC, Gazze Şeridi'nden Roket tehditi, 2000-2007, s. 41. 

(13) Birleşmiş Milletler, İnsani İlişkiler Eşgüdüm Bürosu (OCHA), "Gazze Şeridi Durum Raporu", 312 Ekim, 2005; OCHA, "Sivillerin Korunması - Haftalık Toplantı Notları", 19-25 Ekim, 2005; OCHA, "Sivillerin Korunması - Haftalık Toplantı Notları", 26 Ekim - 1 Kasım, 2005. 

(14) Ulusal Demokratik Enstitü, Filistin Milletvekili Seçimleri Hakkında Son Rapor, 25 Ocak, 2006 (Washington, DC: 2006). 

(15) Bkz. Stephen Zunes, "Hamas'ın İktidara Gelmesinde Amerika'nın Saklı Rolü", ZNet, 5 Ocak, 2009. 

(16) Uluslararası Kriz Grubu (ICG), Filistinliler, İsrail ve Dörtlü: Eşikten Dönmek, Kriz Grubu Orta Doğu Raporu Sayı 54, 13 Haziran, 2006, s. 23. 

(17) Birleşmiş Milletler, Kamu Bilgi Dairesi, "Genel Kurul 52 Önergeyi Benimsiyor, 6 Karar Geniş Açılımlı İnsan Hakları, Sosyal ve İnsani İlişkiler Üçüncü Komitesi tarafından önerilmiştir", GA/10801, Altmış üçüncü Genel Kurul, 18 Aralık, 2008. 

(18) Bkz. Barış için Yahudi Sesleri tarafından yayınlanan internet sitesi, december18th.org (erişim 1.7.09). 

(19) Bkz. 3. not. 

(20) BM Haber Merkezi, "BM Kurulu, İsrail'den Uluslararası Adalet Divanı kararlarına uymasını talep edecek", 20 Temmuz, 2004. 

(21) Bkz., Orta Doğu Barış Vakfı tarafından derlenen bilgiler, "Kapsamlı Yerleşim Nüfusu, 1972-2007". 

(22) A.B.D. Kongre Kayıtları, 24 Mayıs, 2006, s. 3144. 

(23) Bkz., örneğin, İsmail Haniye, "Adil Olmayan Barışa Hayır", Guardian, 31 Mart, 2006 ("Doğu Kudüs de dahil 1967'de işgal edilen bütün topraklardan İsrail'in toptan geri çekilmesi"), Danny Rubinstein, "Haniye Haaretz'e konuşuyor: 1967'deki sınırlara geri çekilmek barışı getirecektir", Haaretz, 23 Mayıs, 2006; İsmail Haniye, "Sahte Tavırlı Saldırganlık", Washington Post, 11 Temmuz, 2006 ("Batı Şeria ve Gazze için devlet olma hakkı, Arap Doğu Kudüs'te bir başkent, 1948 Filistinli mülteciler meselesinin çözümü"); Ahmed Yusuf, "Hamas Ne İstiyor?" New York Times, 1 Kasım, 2006 ("farklılıklarımızı çözüme ulaştırmak için sakin bir atmosfer yaratmak içn İsraillilerle 10 yıllık ateşkes"); Halid Mişal, "Birlikteliğimiz artık barış ve adalet yolunu açabilir", Guardian, 13 Şubat; Amira Hass, "Haniye: Hamas 1967 sınırlarına göre Filistin Devletini kabul etmek niyetinde",  2007; Haaretz, 9 Kasım, 2008. Aynı zamanda bkz., Jennifer Loewenstein, "Hamas Hakkındaki Yanlışı Düzeltmek", CounterPunch, 12 Haziran, 2006; Halid Mişal'ın İbrahi Humaydi ile röportajı, Şam, 10 Ekim, 2006, El_Hayat, 12 Ekim, 2006, alıntılayan Sherifa Zuhur, Hamas ve İsrail: Grup tabanlı Politikanın Çelişik Stratejileri (Carlisle, PA: Strategic Studies Institute, U.S. Army War College, Aralık 2008, s. 45-46 ("Hareket 1967 sınırlarıyle devleti ve ateşkesi kabul ediyor"); ICG, Filistinliler, İsrail ve Dörtlü: Eşikten Dönmek, s. 3 ("Açıkça söylüyorum: Hamas asla İsrail'i tanımayacaktır. Tanınma devletler arasında müzakere edilir, hareketler veya hükümetler arasında değil ve Filistin de bir devlet değildir. Bununla birlikte, hükümet programı işgalin sona erdirilmesini talep etmektedir, İsrail'in yıkımını değil ve Hamas bu bölgeye barış gelmesi için işgalin sona ermesini ve uzun süreli ateşkes ilan edilmesini önermiştir. Bu Hamas'ın kendi duruşudur. Hükümet aynı zamanda Başkan Abbas'ın İsrail'le siyasi müzakereleri yürütmesini kabul etmiştir. Eğer bir barış anlaşmasını ortaya koyabilseydi ve bu anlaşma bizim milli kurumlarımız ve bir halk refarandumuyla kabul edilseydi, o zaman -Filistin'in İsrail'i tanımasını içerse bile- tabii ki onların kararını kabul edecektik. Çünkü halkın iradesine ve demokratik seçimine saygı duymak bizim ilkelerimizden birisidir." Kriz Grubu'nun, Hamas milletvekili Riad Mustafa ile röportajı, Mayıs, 2006) 

(24) Kevin Peraino, "'Konuşmamız Gerek', gittikçe büyüyen bir çoğunluktaki İsrailliler, şiddeti tırmandırmak yerine, Hamas'la müzakere yapılmasını talep etmektedir." Newsweek Web Exclusive, 7 Mart, 2008. 

(25) Laura Rozen, "Şalom Hamas", Mother Jones, Temmuz-Ağustos 2008. 

(26) ICG, Filistin'de Yönetim I. Gazze Hamas'ın, Middle East Report No. 73, 19 Mart, 2008, s. 15-16. 

(27) ABD Kabinesi, Demokrasi Bürosu, İnsan Hakları ve Emek, "İsrail ve işgal edilmiş topraklar", Uluslararası İnanç Özgürlüğü 2008 Raporu içinde,  19 Eylül, 2008. 

(28) Hamas Tüzüğü, 1988, madde 32. 

(29) Bkz. ICG, Hamas'la Uğraşmak, Orta Dopu Raporu, No. 21, 26 Ocak, 2004, s. 13 (çoğu gözlemci, on beş yıllık bir belge ışığında bugün Hamas'ı anlama çabalarının çok da değerli olmadığı sonucuna vardı. Gerçekten, şu an iş gördüğü çevre, kurumsal ilgileri, orgütsel gündemleri, politik hedefleri, müttefikleri, düşmanları daha yakından incelendiğinde daha ayrıntılı bir resim çıkacaktır karşımıza.") 

(30) Bkz, örn. Steven Erlanger, "Gazze'de Hamas'ın Yahudilere hakaret etmesi, barışı zora sokuyor, 1 Nisan, 2008, ve genel olarak, Meir Litvak, "Hamas'ın Anti-semitizmi", Palestine-Israel Journal, cilt 12, no. 2&3, 2005.," New York Times,  

(31) Yuval Yoaz ve Jack Khoury, "Yurttaşlık Hakları Grubu: İsrail ırkçılıkta yeni rekorlar kırıyor", Haaretz, 16 Aralık, 2007; Avirama Golan; "İnceleme: İsrailli Yahudiler Araplara karşı gittikçe daha fazla ırkçı hale geliyor", Haaretz, 19 Mart, 2008; Maureen Meehan, "İsrail ders kitapları ve çocuk edebiyatı, Filistinlilere ve Araplara karşı ırkçılığı ve nefreti körüklüyor", Washington Report on Middle East Affairs, Eylül 1999, s. 19-20. 

(32) Reuters, "Rahm Emanuel, babasının Araplar hakkında ettiği aşağılayıcı sözlerinden dolayı özür diledi", Haaretz, Kasım 14, 2008 ("Elbette, (oğlum) başkanı İsrail taraftarı olması yönünde etkileyecektir. Neden etkilemesin ki? Arap mı o? Beyaz Saray'ın yerlerini temizleyecek değil ya.") 

(33) Matthew Wagner, "Eliyahu, Gazze'de halı bombardımanını (carpet bombing) savunuyor", Jerusalem Post, 30 Mayıs, 2007. 

(34) Zuhur, Hamas ve İsrail: Grup tabanlı Politikaların Çelişik Stratejileri, s. 56. 

(35) Zuhur, Hamas ve İsrail: Grup tabanlı Politikaların Çelişik Stratejileri, s. 54-55. Aslında Dimona saldırısı 4 Şubat, 2008'de gerçekleşti. 

[36] B. M. Devlet Dairesi, Patterns of Global Terrorism: 2001, Mayıs 2002.  

[37] See the report by the Israeli human rights organizationİsrail insan hakları örgütü, B'Tselem'in raporuna bakın:  Act of Vengeance: Israel's Bombing of the Gaza Power Plant and its Effects, Durum raporu ,Eylül. 2006.  

[38] Bazı örnekler, bkz; Gisha (Legal Center for Freedom Movement), Gaza Closure Defined: Collective Punishment: Position Paper on the International Law Definition of Israeli Restrictions on Movement in and out of the Gaza Strip, Tel Aviv: Aralık. 2008; B'Tselem, "27 Nov. '08: Gaza: Power and water cuts and bread shortage" (" Roket saldırısına karşı Gazze'ye mal girişini önlemek bir buçuk milyon insana uygulanan haksız kollektif bir cezalandırma durumu oluşturmuştur. "); İnsan Hakları İzleyicileri, "Letter to Olmert: Stop the Blockade of Gaza," 20 Kasım 2008 ("Biz, İsrail'in Gazze Şeridi'ne uyguladığı sürmekte olan abluka hakkındaki endişemizi belirtmek için yazıyoruz. Çünkü bu bir popülasyonu yemek yakıt ve en basit ihtiyaçlarından mahrum bırakarak kollektif bir cezalandırma şeklini almıştır."); Uluslararası Af Örgütü, "Trapped -- collective punishment in Gaza," Aug. 27, 2008; Uluslararası Af Örgütü Birleşik Krallık, CARE International UK, CAFOD, Christian Aid, Médecins du Monde UK, Oxfam, Save The Children UK and Trócaire, The Gaza Strip: A Humanitarian Implosion, 6 Mart 2008, sf. 5 ("Abluka etkili bir şekilde ekonomiyi çökertti ve Gazze'nın nüfusunu yoksullaştırdı. İsrail'in politikası, Gazze'nin sivil nüfusunu hiç ayrım yapmadan etkiliyor ve sıradan insanlara, kadınlara ve çocuklara karşı kollektif bir cezaya dönüşüyor.") İnsan Hakları İzleyicileri şunu da belirtiyorlar ki: "İsrailli Görevliler de Gazze'ye uygulanan ablukanın kollektif bir cezalandırma şekli olduğunu açıkça kabul ediyorlar. “Gazze'deki insanların normal hayatlarına devam etmelerine izin vermemiz talebinin, onların sokaklarından ve kırsal bölgelerinden Sderot ve güneydeki diğer topluluklarımıza kurşunlar ve roketler atıldığı sürece bir haklılık payı yoktur” Başbakan Ehud Olmert'in sözleri 23 Ocak 2008. İsrail Savunma Bakanlığı Sözcüsü Shlomo Dror'un 18 Ocak 2008'deki sözleri: “ İçimden bir his diyor ki; eğer Filistinliler şiddet kullanmayı durdurmazlarsa, Gazze'deki insanların hayatları hiç kolay olmayacak.” ( İnsan Hakları İzleyicileri "Deprived and Endangered: Humanitarian Crisis in the Gaza Strip," 13 Ocak 2009)  

[39] John Dugard, "Report of the Special Rapporteur on the situation of human rights in the Palestinian territories occupied since 1967," UN Human Rights Committee, A/HRC/7/17, 21 Ocak 2008, paragraf 26 ("Her şeyden öte, İsrail Hükümeti işgal edilen bir bölgedeki insanların kollektif bir şekilde cezalandırılmasını önleyen Dördüncü Genova Konvensiyonu kararlarının 33. maddesini çiğnemiştir.”); John Dugard, "Expert on Human Rights In Occupied Palestinian Territories Says Urgent Security Council Action Needed on Situation In Gaza," Birleşmiş Milletler Demeci, 8 Kasım 2006 (" Bu insanların, hükümetin değil, böyle kollektif bir şekilde cezalandırılması neredeyse hiç farkedilmeden Uluslar arası komüniteden geçti.” ); Richard Falk, "Report of the Special Rapporteur on the situation of human rights in the Palestinian territories occupied by Israel since 1967," 25 Ağustos 2008, A/63/326, paragraf 43 ("Gazze'ye karşı; İsrail, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği tarafından alınan tutum, Hamas'ın Ocak 2006'da kazandığı seçim zaferinden sonra Dörüncü Cenova Konvensiyonu'nun kollektif cezalandırmayı yasaklayan 33. maddesinin ağır ve kanunsuz bir sistematik bir ihlaline dönüştü..."); Robert Serry, BM Orta Doğudaki barış düreci özel koordinatörü ve BM Genel Sekreterinin kişisel temsilcisi, ise şöyle bir gönderme yaptı “ Gazze'dekinüfusun kollektif cezalandırılması, ki şu an aylardır kurumsal bir şekilde...” (alıntılama Uluslararası Af Örgütü, "Trapped -- collective punishment in Gaza," 27 Ağustos 2008).  

[40] Thomas L. Friedman, "Israel's Goals in Gaza," New York Times, 13 Ocak 2009.  Glenn Greenwald'ın tartışmasına bakın; "Tom Friedman offers a perfect definition of 'terrorism'," Salon, 14 Ocak, 2009.  

[41] Uluslararası Af Örgütü, Statement before the UN Commission on Human Rights, 26 Mart 2002, MDE 15/027/2002 ("İsrail kuvvetleri sürekli olarak öldürmeye devam ediyor, kimsenin can tehlikesi olmasa bile.").   

[42] Uluslararası Af Örgütü, "Israel and the Occupied Territories: The Heavy Price of Israeli Incursions," MDE 15/042/2002, Nisan 2002, sf. 1 ("Onlar... tıbbi personele ve gazetecilere hedef aldılar ve ateş ettiler").  

[43] Al Haq, "Legal Aspects of Israel's Attacks on the Gaza Strip during 'Operation Cast Lead'," Ramallah, 7 Ocak 2009, sf. 1.  

[44] B'Tselem, "Statistics: Fatalities, 29.9.2000 - 30.11.2008," Son ulaşım 1/6/09. Öldürülen 2,990 Gazzeliden 1,221'i çatışmalarda yer almıştı, geriye kalan 387 kişinin ise çatışmalarda yer alıp almadığı bilinmiyordu.  

[45] ITIC, Rocket threat from the Gaza Strip, 2000-2007, Aralık 2007, sf. 72, 74, 101-02 (Mortar atışı yüzünden ölenlerin ikisi askerdi); ITIC, Summary of rocket fire and mortar shelling in 2008, 1 Ocak 2009, sf. 3.   

[46] Sharon Uluslararası Af Örgütü'nden alıntıladı, "Israel and the Occupied Territories: The Heavy Price of Israeli Incursions," MDE 15/042/2002, Nisan 2002, sf. 1.   

[47] Charles D. Smith, Palestine and the Arab-Israeli Conflict, 4. Basım. (Boston: Bedford/St. Martin's, 2001), sf. 490.   

[48] Yossi Sarid, "If you (or I) were Palestinian," Haaretz, 2 Ocak 2009.  

[49] Avi Shlaim, "How Israel brought Gaza to the brink of humanitarian catastrophe Guardian, 7 January 2009. For details on the de-development of Gaza, see Sara Roy, The Gaza Strip: The Political Economy of De-Development (Washington, DC: Institute for Palestine Studies, 1995).,"   

[50] Uluslararası Af Örgütü Birleşmiş Krallık, CARE International UK, CAFOD, Christian Aid, Médecins du Monde UK, Oxfam, Save The Children UK and Trócaire, The Gaza Strip: A Humanitarian Implosion, March 6, 2008, p. 4.  

[51] "Gaza City," ve "Welcome to Najd, District of Gaza," Son Erişim: 1/6/09.   

[52] Tomer Zarchin ve Haaretz Service, "Abbas: Israel must free all 11,000 Palestinian prisoners," Haaretz, 15 Aralık 2008.  

[53] B'Tselem, "Statistics on Administrative Detention," Son Erişim: 1/7/09.  

[54] See Josh Brannon, "Gazze'ye giren IDF Komandoları iki Hamaslı teröristi ele geçirdi.  More calls for sustained ground offensive as Kassams continue," Jerusalem Post, 25 Haziran 2006, sf. 1. İsrail bu iki kişinin terörist olduğunu iddia etmişti. Hatta sonra, bu iki kişinin Shalit operasyonunun planlamasına katıldığını iddia etti. Ki bunu Mustafa Muammar işkence altında kabul etti. ( Ki bu Shalit yakalnadıktan sonra gerçekleşti, ki bu bile İsrail'in oldukça cömert olan işkence iznini “tıklayan saatli bombayı” ihlal ediyor.). See Amos Harel, "The 24 hours that could have saved Gilad Shalit," Haaretz, 12 Ekim 2008 (“ Sonunda Pazar günü – çoktan kaçırılmış ve Shin Bet çoktan sıradışı sorgulama metodlarını kullanmışken – çözüldü ve kritik ayrıntıları anlatmaya başladı.”) 
 

[55] B'Tselem, "Prime Minister Olmert, is every Palestinian in the Gaza Strip a terrorist on the death list?" 7 Aralık 2006. B'Tselem, altını çiziyor Başbakan Olmert bütün ölen filistinlileri terörist olarak niteledi, yani “Başbakanın sözleri İsrailin Gazze Şeridi'ndeki her Filistinli'yi terörist olarak niteliyor, ki bunu da ölümle cezalandırmak demektir.”  

[56] Genel Toplantı Dok. A/61/470, 27 Aralık 2006.  

[57] David Rose, "The Gaza Bombshell," Vanity Fair, Nisan 2008.  

[58] Hizbullah hakkında daha fazla bilgi için, bkz: Gilbert Achcar ve Michel Warschawski, The 33-Day War: Israel's War on Hezbollah in Lebanon and Its Consequences, Boulder: Paradigm Publishers, 2007, sf. 17-31.   

[59] bkz: Genel olarak, William O. Beeman, "Hamas is Not Iran's Puppet," New American Media, 31 Aralık 2008.  

[60] AP, "Details of Israel-Hamas Truce," 17 Haziran 2008. Ayrıca bkz: İsrail hükümetiyle bağlantılı think-tank tank ITIC:  

    "Filistin Mısır ve İsrail medya raporlarından anlaşılan o ki, aranın sebep olacakları üç basamaklı:    

    "i) Birinci Basamak: Ara devreye girdikten üç gün sonra İsrail Karni ve Sufa Girişlerini'ni açacak ve basit malların İsrailden Gazze'ye geçişine izin verecek.   

    "ii) İkinci Basamak: Bir hafta sonra İsrail hemen hemen bütün malların Gazze Şeridi'ne geçmesine izin verecek, sadece silah yapmakta kullanılacak olanlar hariç.   

    "iii) Üçüncü Basamak: Bir hafta daha sonra ise Rafah Girişi'nin açılması için müzakereler başlayacak."  

(ITIC, "The arrangement for a lull in the fighting" [Güncellendi 18:00, J18 Haziran 2008], paragraf 3.)  

[61] ITIC, "Intensive rocket fire attacks against western Negev population centers and the Ashqelon region after Hamas announces the end of the lull arrangement," 21 Aralık 2008, sf. 2 ("Tek taraflı olarak Hamas ve diğer Filistinli örgütlerden yapılan açıklamaya göre; 19 Aralık saat sabah 6:00 da ara anlaşması başladıktan altı ay sonra bitti. İsrail'in pozisyonu ise ara anlaşmasının zaman sınırı olmadığıydı.” [vurgu Orijinal]).  

[62] Örnek, İsrail Dış İşleri Bakanlığı "One Month of Calm Along the Israel-Gaza Border," 27 Haziran 2008 ("Savaşa ara sadece altı ay için ve sadece Gazze şeridi için geçerlidir”); ITIC, "The arrangement for a lull in the fighting" (Güncellendi 6:00, 18 Haziran 2008), paragraf 2 ("Aral, Mısır'ında formule ettiği gibi, sadece Gazze şeridinde ve altı ay için geçerli olacak, bu sürenin sonunda ise olasılıkla Judea ve Samaria'da da geçerli olacak şekilde genişleyecek."); Ethan Bronner, "Israel in the Season of Dread," New York Times, 22 Haziran 2008 ("altı aylık bir ateşkes"); Ilene R. Prusher, "Hamas, Israel truce greeted with skepticism and hope," Christian Science Monitor, 19 Haziran 2008 ("Ateşkes, altı ay sürmesi düşünülen”).  

[63] ITIC, "The arrangement for a lull in the fighting" (Güncellendi 6:00, 18 Haziran 2008), paragraf 7-8. Filistin kamuoyu ezici bir oranla ateşkesten yana, fakat aynı zamanda da içeriğinin Batı Şeria ve Gazzeyi içine alması ve Mısıra olan Rafah geçidinin açılması için garanti de içermesini istiyor. Bkz: Filistin Politika ve Anket Merkezi Araştırma Bölümü, Poll No. 28, 5-7 Haziran 2008.