Seçim sona erdi. Barack Obama ABD'nin yeni başkanı olacak. Obama'nın seçilme haberi ülkenin her yanında coşkuyla kutlandı. Enerji bulaşıcıydı, ABD'lilerin uzun yıllardan beri duymadığı pozitif konuşmalar yapıldı. Obama'nın seçilmiş olmasından hareketle, sosyal eşitliğin sağlanacağı, savaşların sona ereceği ve Amerikan toplumunun baş belası olan ırkçılığın ortadan kalkacağı öngörüldüğünden Umut ve Değişim en çok kullanılan kelimelerdi. Bu enerjinin ve medyanın görülmemiş olayı yavaş yavaş gündemden düşerken biz sizin için bu seçimleri farklı bir perspektifle değerlendirmek istiyoruz. Sınıf mücadelesi veren anarşistler olarak kapitalist bir toplumdaki seçimler hiçbir zaman gerçek adalet getirmediği gibi sıradan çalışan bir insan için de güvenlik sağlamaz. Ayrıca böyle seçimlerle sürekli olarak savaşların önleneceğine, ırkçılıkla mücadele edileceğine, cinsel ayrımcılığın ortadan kaldırılacağına veya çevresel zararların önleneceğine de inanmıyoruz.
Biz Obama'yı seçen milyonlarca insanın derin bir değişim olacağı umudunu paylaşıyoruz, ancak kapitalist sistemin işçi sınıfını ve mazlum insanları perişan edecek ve çok iyi niyetli de olsa en üst düzey devlet yöneticisinin çözemeyeceği derin bir krizin içinde bulunduğunu kabul ediyoruz. Bu yazının amacı yeni bir perspektif ve çözüm çerçevesi sunabilmektir.George W. Bush başkanlığı sırasında neredeyse mantıki her standarttan bakıldığında toptan bir yıkıma neden oldu. Yalanlar, savaş, finansal kriz, yoğun ekonomik durgunluk ve polis devleti Bush'un güvenilmez eksik mirasından sadece bir kaçı. Bunların bazıları iki yıl öncesinde başkanlık seçim kampanyaları daha başlamadan ve liberallerle reformistler bu sorunlara karşı kampanya öncesinde ortadaydı (belliydi biliniyordu) . Bununla birlikte onların göze batan eleştirilerinde önde gelen sorunların neden ortaya çıktığı yer almıyordu. Ekonomik eşitsizlik, savaş, ırkçılık, cinsel ayrımcılık ve çevresel katliamlar herhangi bir kapitalist toplumun içsel özellikleridir. Toplumumuzun tahıldan modern tıp ürünlerine kadar ürettiği muazzam ekonomik zenginliğin üzerine şöyle bir düşünelim. Bu zenginlik sözde serbest piyasa tarafından dağıtılıyor. Ancak haksız (eşit olmayan ) bir şekilde. Politikacılar ve işbirlikçi medya sayesinde serbest piyasaların hayatın doğal vazgeçilmez bir parçası olduğu kanıksanıyor. Ancak bu piyasalar insanlar tarafından ortaya çıkarıldı, geliştirildi ve yine onların tarafından ortadan kaldırılabilinir. Bizler anarşistler olarak toplumun ürettiği ve bölüştürdüğü zenginliğin, birkaç kişi tarafından kontrol edilen piyasa mekanizmasına göre değil, insanlar tarafından demokratik bir şekilde bölünmesi gerektiğine inanıyoruz.
Demokrasi:
Anarşistler kesinlikle demokrasiden taraftarlarıdırlar. İnsanların bir araya gelmesi ve karar alması bizim ideolojimizin belkemiğidir. Bununla birlikte bizler Birleşik Devletler sistemini bu idealin temsilcisi olarak görmüyoruz. Hükmetmek için Muhafazakarlar ve Demokratlar iki rakip fraksiyon olarak bizim mücadele ediyorlar, zira onayımızı almak istiyorlar. Her ikisi de toplumun ortak çıkarlarını etkileyici bir şekilde destekliyor görünüyorlar, biz bunun bir aldatmaca olduğunu hissediyoruz. ABD'deki politikacılar hükmetmek için sağlam bir platform (altyapı) olduklarından dolayı ve azınlıktaki kapitalistlerin çoğunluktaki çalışan insanları sömürmeleri için vardırlar, yani bu azınlık bizim çalışıp ürettiğimiz malın sahipleridirler. Bizler inşa ediyor, temizliyor, taşıyor, koruyor ve satıyoruz ama onlar buna sahip çıkıp ceplerine atıyorlar. Bu iki grubun çıkarları aynı değildir. Patronlar sınıfı işçilerden mümkün olduğu kadar fazlasını istiyorlar. Yine onlar bize mümkün olduğu kadar az ücret ödemek ve mümkün olduğu kadar fazla fiyattan mal satmak istiyorlar. Doğru olup olmadığı bilinmeyen bu durum isyanı ortaya çıkarıyor. İnanmıyor musunuz? O zaman kendi tarihinize bir göz atın! Köleliğin ortadan kaldırılması, sendikaların kurulması, günde sadece sekiz saat çalışma hakkı, çocuk işçiliğinin yasaklanması, kadınların seçme ve seçilme haklarına sahip olması, ayrımcılığın ortadan kaldırılması, eşcinsellere tanınan haklar seçim kutularına oy atılarak kazanılmadı, tersine organize olarak, grev ve boykot yaparak ve sokaktaki mücadeleyle kazanıldı. Seçilmiş liberal yöneticiler harekete karşı yasalar çıkarıyorlar ve devrimci bir ilerlemeyi önlemeye çalışıyorlar. Seçimin saklı olan anlamı
Hiç kuşkusuz bu seçimin tarihi bir anlamı var. Bunun iki nedeni olduğunu düşünüyoruz. İlki bir siyah Birleşik Devletlerin en üst mevkisine seçildi, ki bu devlet Afrika'dan kaçırılıp köleleştirilenler ve yerli halk olan Kızılderililerin topraklarını işgal etmeyle kurulmuştur. İkinci olarak Obama'nın seçim stratejisi yıllarca süren kitlesel organizasyonun en yaygın biçimi olması nedeniyle dikkat çekmiştir.
ABD'de insanlar ırkçılığın derin yara izlerini taşımaya devam ediyor ve birkaç uzmanın inandığı gibi ırkçılık önemini kesinlikle yitirmiş değil. Irkçı baskılar komplike olmuş bir mesele ve onu basitmiş gibi düşünmüyoruz. Bunanla beraber neden ırkçılığın ve beyazların egemenliğinin Amerikan toplumu içerisinde bu kadar zorlu hale geldiğini anlamak için ırkın devamlı olarak egemen sınıf tarafından bir kama (savaş aleti) gibi retorik ve politik kararlarında emekçi sınıfı ırksal bölünmelere ayırdığını göz önünde bulundurmak gerekiyor ve böylece egemenler kendilerinin baskılarının emekçiler tarafından alt edilmesini ve kendi kendilerine organize olma potansiyellerini engellemiş oluyor. Bir siyahın seçimlerle ABD başkanlığına seçilmiş olması Amerikalılarda tutumlarında gerçek bir değişim olduğunu gösteriyor ve biz bunu sevinçle karşılıyoruz. Ancak ırkçılık sadece bir tavırdan kaynaklanan bir sorun değil. Emekçilerin sömüren sistemin ayrılmaz ve önemli bir parçasıdır.
Sistematik şekilde yapılan ırkçılık egemen sınıfların kendi çıkarları için ırkçılığı bir baskı ve yanıltma aracı olarak kullanmaları ve biz her gün biraz daha anlaşılır hale gelen ekonomik çöküşten hareketle egemen sınıfının kendi çıkarlarını koruma ve fırsatları ararken daha saldırgan bir hale geleceğinden hareket ediyoruz. İleride yapılması gereken, emekçi sınıfın kendi çıkarları için organize olması ve ırkçılık yoluyla baskı altına alınanların hedeflerine ulaşmak için bu uğurda mücadele vermeleridir. Biz sosyal adalet hareketleri, mahalle dernekleri ve polis göz altılarına karşı gözlemi örnek olarak anlıyoruz. Bu saydığımız temel örnekler Obama yönetiminin oligarşi çabaları sosyal sorunlara yaklaşım tarzıyla taban tabana zıt şekilde duruyor. Böyle çabalar bazı septomların çok daha ciddileşmesinin önüne geçebilir ancak sorunların temelinde yer alan nedenlere dokunmayacaktır. Bu seçimlerin diğer göze çarpan önemli unsuru Obama'nın seçim kampanyası sırasında daha önce rastlamadığımız şekilde Obama'yı destekleyenlerin halkı mobilize etmesiydi. Binlerce gönüllü insan tarafından değişim ve sosyal adalet şiarıyla bağışlar yapıldı, işçiler kampanyasının yürümesini sağladı. Bu olayı biz büyük bir heyecanla izliyoruz. Eğer içinde yaşadığımız toplumda "halka yakın" bir şekilde organize edilme üzerine yoğunlaşılırsa hedeflere ulaşmanın mümkün olduğu tasavvur edilebilinir, kendi adımıza direkt aksiyonla gücü talep etmeksizin.
Biz bu enerji ve yaratıcılıkla politikacıların bağımsızlık hareketlerine varmaları için teşvik ediyoruz. Sendikaların desteklenmesini, mahalle demokrasisini, polis vahşetine karşı direnmeyi, politik tutukluların desteklenmesini, kitlesel eğitim modelleri için mücadele verilmelidir. Her şeyden önce sistemin bize verecekleri için değil, bizim ihtiyacımız olan şeyler için mücadele etmemiz gerekiyor.
Ayrıca hepimizin seçimi izleyen aylar ve yıllar boyunca ırkçı nefretin dışa vurumu ve organize faşist hareketler için uyanık olmamız gerekiyor. Şu bir gerçek ki, birçok beyaz Amerikalı hala bariz ırkçı ve bundan faydalanmak isteyen insanlar var, sosyal sorunları nefretten kaynaklı şiddete dayanan bir hareket yaratmak için. Seçimlerden saatler sonra Springfield'de siyahlara ait bir kilisenin yakıldığı haberi şaşırtıcı değildi. Gerekli tüm araçları böyle hareketli önlemek için kullanmalıyız.
US-NEFAC (Kuzeydoğu Anarşist-Kommunist Federasyonu), Kasım 2008
|