|
Yunan Ateşi: Karışıklıktan Sosyal İsyana-Ortak Dönüşüm |
PDF |
E-mail |
Yunan İsyanının Elde Ettikleri ve Hareketi ilerletebilecekleri Değerlendiren Bir Yazı
Ret Marut / 20 Aralık 2008 Bu karede; polis merkezine molotof kokteylleri yağıyor, patlamalar sokağı aydınlatırken ulusal Noel ağacı kızgın protestocular tarafından ateşe veriliyor. Yunanistan’daki kargaşa isyan ateşinde gerçekleşiyor gibi görünüyor, fitili ateşleyen 2 hafta önce bir gencin polis tarafından öldürülmesi oldu. Aslında ateşin ardında daha büyük bir yangın var. Polise karşı yükselen öfke isyanın boyutunu değiştirdi. Geniş genç kitleleri de içine alarak sınırlarının ötesine taşındı. Bu dallanıp budaklanan hareket Yunan karakterinin etkisiyle dikkati farklı yerlere çekti. Fransızlar bu ''hastalık''ın ülkelerindeki gençlere de sıçraması yönündeki kaygılarını dile getirdi. Yine bu ülkede, ikinci eğitim sisteminde gerçekleştirilmek istenen reformları engellemek isteyenlerin bu isyanlardan feyz almasından korkuluyor. Türkiye gibi birçok ülkede de Yunan isyanıyla dayanışmak ve isyana olan sempatiyi göstermek için gösteriler düzenleniyor.  - İzlemeyi kesin, sokağa çıkın Polisin öldürmesiyle ilgili olan tepkiler, polis ve birkaç anarşist arasında geçen bir çatışma olarak algılanırsa, olaylar birkaç günden sonra tarihin tozlu yapraklarına gömülebilir. İsyanla ilgili olarak ilgi çekici olan isyanın nasıl büyüdüğüdür. Sokak çatışmalarından lise ve üniversite işgallerine dönüşmesi, televizyon kanallarının işgal edilerek bambaşka bir hayalciliğin ortaya çıkmasıdır. Ulusal NET televizyonunun izleyicileri 16 Aralık'ta Yunan başbakanının yarım konuşmasını izlediler, ellerinde ''İzlemeyi kesin,Sokağa çıkın.'' yazılı dövizler taşıyan protestocuları gördüler. Bir gün sonra Parthenon'un dört bir yanı isyanla ilgili bayraklarla süslendi. 18 Aralık'ta genç göstericiler Atina'da büyük barkodlar giyerek eşya olmadıklarını gösterdiler. İşaretler şairaneydi ve isyanın yaratıcı tarafını gösteriyordu. Birinci haftanın sonunda polisle çatışmalar genişledi. Medyanın ve hükümetin ''suçlu'' olarak addettiği ve tecrit ettiği devrimci azınlık, anti-otoriter ve anti-kapitalist bir bildiri yayınladı. Hemen herkes isyanın sadece anarşistlerle sınırlı kalmadığını anladı. Fazla kişi isyana dâhil olduğundan ve bu kişilerin kendini ifade etmesi gerektiğinden, hareketin kendini ifade etme biçimi öncesine göre çok değişti. Bu çoksesliliğin ortasında, bir tür diyalektik sokaklardaydı ve binaları işgal etti. Polisin mağdur ettiği göçmenlerin de katılımıyla isyan saf bir Yunan olayı olmaktan çıktı. İşçiler de harekete katıldı. 17 Aralık'ta bir grup “isyancı işçi'' Yunan İşçilerinin Genel Federasyonu merkez binasını işgal etti. Bir de bildiri yayınlayarak işgalin amacını belirttiler: ''İsyanın kendi kendine yarattığı sosyal açılımın devamı olarak bu alanı ilk defa açarken, (...) Biz; anlaşmak, konuşmak, karar vermek ve harekete geçmek için kendi sesimize sahip olmalıyız. Maruz kaldığımız geniş kapsamlı saldırılara karşı koymak için 'taban' kolektifini kurmak tek çözümdür.'' İsyancı İşçilerin Genel Meclisi’nin Açıklaması, Atina, 17 Aralık 2008 İsyan karşısına dizilmek Yunan devletinin gücü haline geldi. Bazı yerlerde Golden Dawn'ın katillerinin provokasyonları oldu. Karşı ayaklanmalarla rollerini oynayan partiler de oldu. Stalinistlerin KKEsi (Yunanistan Komünist Partisi) polisle çatışmalarla ilgili olarak aşağılık iftiralarda bulundu. Özgür ''yeni sol'' parti SYRIZA (Sol ve İlerici Güçler Koalisyonu) protesto hareketine eleştirel bir destek sunarak seçimler için rant peşinde koştu. Yunan hareketinin işgalleri daha geniş kapsamlı olursa, ayaklanma, geçen yıllarda Fransa'da olan gösterileri saymazsak son 20 yılın en önemli isyanıdır. Yunan isyanını ilgi çekici kılan özelliği değişken ve hareketli bir yapıya sahip olmasıdır. Bu yapı hareketin bazen isyancı bazen işgalci bazen de protestocu olmasından ileri geliyor. Yine de isyanın anlamının genişlemesi için bildiride geçen ''sosyal açılım'' tabirinin tam anlamıyla ifade edilmesi gerekiyor yoksa sahiden yitik bir fenomen ve sadece radikal gençlere ait bir olay olarak kalır. Böyle olabileceğine dair işaretler de var, ama o zaman bu sahici bir inkârdan bir kabullenmeye dönüşür. Bunun olmaması için militanca bir bakış açısı yerine hayalci ve cesur bir bakış açısı gerekli. Aksi takdirde isyan ne kadar ilgi çekici olsa da bir sokak tiyatrosu olarak kalır. İsyandaki en yaygın sloganlardan biri de ''Kontrol Yok''tu .Bu bazılarına Punk'ın kullandığı ''Gelecek Yok'' klişesini bazılarına da kendilerine gururla ''los incontrolados'' (kontrolsüzler) diyen İspanyol anarşistlerini hatırlattı. ''Kontrol Yok''ta anlatılmak istenen, hareketin kendi kendini organize ettiğiydi. Bu sosyal ilişkilerin tasarlanmasıydı. Ya İspanyol devrimindeki gibi ya da bir tür nihilizmle son bulacaktı. İsyankârlar özel mülke ve kamu mallarına saldırarak gösterdi ki bunlar bir madalyonun iki yüzüydü. Genel geçer unvanları hiyerarşi, dışlama ve sömürü olan bir madalyondu bu. İsyan başka bir hükümet için değildi başka bir toplum düzeni içindi. Hareket şunu da hatırlattı ki dünyadaki radikal dönüşüm bazı kaçınılmaz ''tarih kuralları''yla olmuyordu. Tarafsız bir değerlendirme eklemek gerekirse, isyan çok sayıda insanın mücadele, kendini duyurma, bir şeyleri değiştirme isteğinden doğmuştur. Bizans Döneminde içeriği tam olarak bilinmeyen güçlü bir silah vardı, adı da ''Yunan Ateşi''ydi. Bu isyanda da ateşi yakmak için bu tür bir yakıt vardı. İsyan ateşi önü kapalı görünen çağları ve tıkanmış ufukları açtı. Teslimiyetçiliğin ve kaderciliğin yerine yanacak yeni güçlü ışıklar koydu. Bu senaryoyu başka yerlerde hayata geçirmek aynı sonuçları vermeyecektir. Polis yasaları Yunanistan’dakilere nazaran çok daha katı olan, molotof kokteyllerine müsamahası yok denecek kadar az düzeydeki ve Yunan Üniversiteleri gibi yasaklı -polisten korunmuş- alanları olmayan ABD gibi yerlerde bir şeyler yapmak daha zor. Yunan isyanına öykünmek kolay olabilir ama isyanın gerektirdikleri ciddi özellikler; atılganlık, enerjiklik, yaratıcılık, zekâ...
|