Sanal'da Ara

Yunanistan'a ve Gelecek Başkaldırılara PDF   E-mail
Sanal - Sayı 2

 

20 Aralık 2008, 10:25 am. Ret Marut tarafından gönderildi.

6 Aralık'ta 15 yaşındaki Alexandros Grigoropoulos'un Atina merkezinde polis tarafından katledilmesinden bu yazı yazılana kadar, Yunanistan eşi görülmemiş bir isyanla karşı karşıya. Nüfusun önemli bir bölümü tarafından desteklenen anarşistler ve öğrenciler polisle çatışıyor, şirket ve kamu mallarını yok ediyor ve kamu binalarını, ticaret ofislerini ve medya merkezlerini ve -söylemeye bile gerek yok- üniversiteleri işgal ediyor. 12 Aralık itibariyle polis 4600 kapsülün üzerinde gözyaşartıcı gaz kullandı ve İsrail ve Almanya gibi psikolojik baskı konusunda kötü nam sahibi iki devletle daha fazlası için iletişime geçti. Yunanistan'da neler oluyor? İş olanağından mahrum gençlerin basit bir protestosu mu yoksa altında yatan sebepler daha mı fazla? 

 

Bütün Bunların Anlamı Ne?

 

Burjuva medyası polis vahşetini kötüleyen afişleri ve sorumsuz otoriteyi, karışıklığın altında yatan sebebin işsizliğin yaygınlığı ve Yunan gençlerinin içinde bulunduğu kötü ekonomik koşullar olduğunu görmezden geliyor. Böylece radikalleri de içeren birçok insan bu tür konulara da odaklandı.

 

Şu durumda, isyanın sebepleri ya da katılımcıların motivasyonları hakkında bir şey söyleyebilecek kadar yetkin değiliz ama medyaya güvenmekten daha iyi seçeneklerimiz var. Bazı kapitalist ağızlar, Rolling Thunder gibi bir dergide kullanılsa daha az şaşırtacak bir dille, Yunanistan'daki olayların 11 Eylül 2001'den sonra kesildiği düşünülen globalleşme karşıtı hareketin ikinci bir dalgası olduğunu ilan edecek kadar ileri gittiler. Bunun doğru olabilme ihtimali olmasına rağmen, burjuva medyasının, Truva atı olduğunu ispatlamadan önce, bizim hikâyemizi anlatmasından kaygı duymalıyız.

 

Eğer ayaklanma yine de Alexandros'un öldürülmesiyle alakasızsa, ekonomi daha istikrarlı olsaydı 15 yaşındakilerin vurulup öldürülmelerinin kabul edilebilir bir şey olduğuna mı inanacaktık? Sonuçta polis Birleşik Devletler'de de her zaman insanları öldürüyor, kimse bunun üstüne tek bir mağaza vitrinini aşağı indirmiyor. Bu basitçe bizim işsizlik oranımızın daha az düşük olmasından mı kaynaklanmaktadır?

 

Yunanistan'da açığa çıkan öfkenin ekonomik olduğunu -sorunla ekonomik çözümler yoluyla başa çıkılabileceği ve kriz için kapitalist çözümlerin sosyalist olanlardan hiç de daha az olmadığı işaret ediliyor- kabul mü etmeliyiz? Belki Yunanistan'da şu sıralar ayyuka çıkmış olan sömürü, sefalet ve işsizlik daha yumuşakbaşlı bir ulusa ihraç edilebilirdi ya da yeterli güven kendilerini orta-sınıf olarak tanımlayan hoşnutsuz taş-kulelere kadar genişletilebilirdi. Bu yaklaşımlar daha önce işe yaradı; hatta birileri bunun kapitalist küreselleşme sürecinin itici gücü olduğunu söyleyebilir.

 

Eğer Yunanistan bir şekilde İsveç'e dönüşebilseydi -eğer bütün uluslar, hiçbiri Nijerya olmak zorunda kalmadan İsveç'e dönüşebilseydi- gençleri vurmak o zaman problem olmayacak mıydı? Bildiğiniz gibi, onlar İsveç'te de anarşistlere ateş ediyorlar.

 

Yunanistan'daki direniş basitçe sönük finansal manzaranın bir ifadesi kapsamında ele alındığında, olaylar eninde sonunda etkisiz hale getirilebilir ya da yönetilebilir. Fakat burada burjuvanın önemsiz göstermeye çalıştığı, iş başında olan başka güçler var.

 

Bu isyanlar hiç sebepsiz değildir. Yunanistan'da ateş yakan ve polisle çatışan maskeli anarşistler yüzyılın başından beri alışılageldik bir şey. 1999'da Seattle'daki Dünya Ticaret Örgütü protestolarından hemen önce, Bill Clinton geldiğinde ciddi ayaklanmalar çıkmıştı. O zaman ekonomi tıkırındaydı ve iktidarda huzursuzluğun muhafazakâr hükümetin yarattığı memnuniyetsizlikten kaynaklandığı teorisini geçersiz kılacak şekilde sosyalistler vardı.

 

Burjuva medya genelde anarşistleri "sözde" gibi nitelemelerle önemsizleştirmeye çalışır, görmezden gelir. Burjuva sözcülerinin anarşistlerin Yunanistan'daki bu ve benzeri mücadelelerdeki katılımında detaylarlarla uğraşmaya zorlanması, anarşist faaliyetlerin ne kadar derin ve ciddi olduğunun bir kanıtıdır. Solcular Yunanistan'daki olayları halkın genel bir ayaklanması olarak tanımlayabilirler ve kesinlikle olaylara sayısız "normal" insan katıldı, fakat bu noktada bile isyanı anarşistler başlattı ve en etkili bileşeni olarak kaldılar.

 

Biz, Yunanistan'daki ayaklanmayı basitçe ekonomik bunalımın kaçınılmaz bir sonucu olarak değil, ileriye yönelik halka hitap eden radikal bir inisiyatif olarak görüyoruz.

 

Ayaklanma Alexandros'un katledilmesiyle kışkırtıldıysa da, süregiden alt-yapı ve sosyal durum ile de mümkün kılınabildi - diğer türlü bu şekil katliamlar ABD'de de ayaklanmalara yol açardı. Böylesine ani ve kararlı bir tepki, eğer Yunanistan'daki anarşistler bu duruma uygun bir kültür geliştirmemiş olsaydı, ortaya çıkamazdı. Alexandros'un öldürüldüğü yerde olduğu gibi polisten yoksun özgürleştirilmiş sosyal merkezler ağının meşruluğuna dair köklü inanca ve kuşaklar boyu süregelen direniş geleneğine şükürler olsun ki, Yunan anarşistler öfkelerini isimlendirmeyi bildiler ve onunla hareket etmeyi becerdiler. Son yıllarda, hapishane sistemine, göçmenlerin hor görülmesine ve okulların özelleştirilmesine karşı verilen bir dizi mücadele, sayısız gence militan eylemlerde deneyim elde etme şansı tanıdı. Polis cinayetini haber veren yazılı mesajlar dolaşıma sokulur sokulmaz, Yunan anarşistleri tam olarak nasıl tepki vereceklerini biliyorlardı, çünkü bu daha önce de birçok kez karşı karşıya kaldıkları bir şeydi.

 

Yunanistan kamuoyu, Amerikan destekli diktatörlüğe karşı verilen mücadeleyi sahiplenerek, direniş hareketine hâlihazırda sempati duymaktadır. Bu açıdan Yunanistan, sokak çatışmalarının ve sınıf savaşının yoğun olduğu Şili'ye benziyor. Alexandros'un öldürülmesiyle, anarşistler sonunda kitlelerde saygı uyandıran bir hikâye elde etmişlerdi. Başka bir politik bağlamda, liberaller ve diğer fırsatçılar bu trajediyi kendi çıkarları için sömürme imkânı bulabilirlerdi fakat Yunan anarşistleri bir an önce inisiyatifi ele alarak ve anlaşmazlığın çerçevesini çizerek bu olasılığın önüne geçtiler.

 

Ekonomi değil budala!

 

Her zaman ekonomi denir. Fakat durgunluk zamanlarına eşlik eden sadece ekonomik zorluklar değildir -Yunanistan'daki direniş aynı zamanda sömürüye, yabancılaşmaya ve nüfusun önemli bir bölümü  işsiz olsa da olmasa da gençleri öldürmeleri için sahneyi polislere bırakan kapitalist sisteme içkin hiyerarşiye başkaldırıdır. Tekrar etmek gerekirse, eğer yabancılaşma ve hiyerarşi yalnız başına etkili bir direnişe ilham kaynağı olabilseydi, Birleşik Devletler'de çok daha fazlasını görürdük. Yunanistan'daki belirleyici etken ekonomi değil, güçlü bir anarşist hareketi inşa eden birikmiş denemelerdir. Eğer ABD'de baskı ve adaletsizliğe karşı  aynı tepkiyi verme kapasitesine sahip olmak isteseydik, bunun benzer bir hareket geliştirmenin kısa yolu yoktur. ABD'de şimdiye kadar ortaya çıkmış bazı dayanışma eylemlerinde olan şekilde militan eylemler bazı deneyimler ve ivmeler sağlayabilir, fakat sürekli kültürel alanlar yaratmak muhtemeldir ki daha gereklidir. ABD'deki anarşistler Yunanistan'daki yoldaşlarından daha farklı bir bağlamla yüzleşiyorlar. Yunanistan Avrupa Birliği'nin sıradan bir üyesi iken ABD daha baskıcı aygıtlarla küresel kapitalizmin merkezi olmaya devam ediyor. ABD'de polisle karşı karşıya gelmenin yasal sonuçları kuvvetle muhtemel daha serttir, en azından tutuklularla dayanışma konusunda. Nüfusun büyük çoğunluğu daha tutucu ve hem radikal hem de baskı altında tutulan topluluklar hapisteki korkunç sayıdaki insan ve iş piyasasının iş garantisi içermemesi yüzünde çok parçalı haldeler. Direniş gelenekleri süreklilik arz etmiyor-toplulukların büyük çoğunda, kolektif anarşist hafıza on yıldan öncesine uzanmıyor. Yunanistan'daki olaylar ilham verici, fakat ABD'deki anarşistler çatışmaların yarattığı yüzeysel görünümden ziyade onların altyapısından büyük ihtimal daha fazla şey öğreneceklerdir.

 

Benzer şekilde, ABD'deki radikaller Yunan anarşistlerinden, yerel anarşist topluluklar için asıl önemli şeyin ne olduğunu unutmadan ilham alabilirler. Yunan anarşistleri yüzleşme konusunda açıkça sivrilseler de bu onların iç-hiyerarşiyle ve baskı formlarıyla mücadelede de aynı donanıma sahip olduklarını garanti etmez. Fikir ayrılıklarını çözme ve gücün yatay dağılımını sağlama konuları bir anarşist proje için her tür saldırı ve savunma olayı kadar gereklidir. Yunanistan'daki olayların büyüsünün, ABD'li anarşistleri oybirliği, uzlaşma temelli karar alma ve ayrıcalık konularında tartışmadan alıkoyması büyük bir şanssızlık olur.

 

Ufuktaki isyanlar?

 

Son iki haftadaki olaylar, 1994'te Zapatista isyanının yaptığı gibi mücadelenin küresel bağlamda çerçevesini yeniden çizmeye yardım edebilir. Yunanistan'daki isyan şu anda dünya üzerindeki tek büyük huzursuzluk değil, fakat muhtemelen en çok umut vaat edeni. Çünkü açıkça hiyerarşik güçlere yöneltildi.

 

Mevcut mücadelelerin çoğu, hatta hükümetler tarafından organize edilmeyenleri bile, bu kadar umut vaat eder hale bürünmedi. Devletin tek kutuplu şiddeti dışında silah kullanan herkes hiyerarşinin yok edilmesi için kavga veriyor değil. Ulusalcı kampanyalar, köktenci haçlı seferleri, dinci ayrışmalar, etnik çekişme ve yasadışı kapitalizmin çete savaşları insanları özgürleşme umudu bırakmadan birbirine düşürüyor. Eğer ezilenlerin birbirine düşüren değil sömürenlere karşı geldiği bir gelecek hayal ediyorsak, özgürlük mücadelesi için görünür emsaller kurmalıyız. Yunanistan bunlardan biri olabilir. Otoriteyle yüzleşmenin karakteri konusunu belirlemek için inisiyatif alırsak, daha küçük ölçekte benzer emsalleri ABD'de de yaratabiliriz. Geçtiğimiz yaz yapılan Ulusal Cumhuriyetçi Kongresi'ndeki anarşist seferberlik tartışmalı da olsa buna örnek gösterilebilir, her ne kadar tek biçimi o olmasa da.

 

Bugün parti komünizmi büyük oranda kredisini kaybetti ve en etkili direniş hareketleri devlet iktidarını ele geçirmeyi uygulanabilir ve arzulanır bulmamaktadır. Bu  mevcut dünya düzenini eleştirisini yapmak için geriye iki yol bırakıyor. Biri Obama, Lula ve Chavez gibi üzerinde uzlaşılmamış devlet şeklini ve şans eseri kendi güçlerini yeniden meşrulaştırmaya yarayan reformcu devlet başkanlarını desteklemek. Diğeri ise, şu anda Yunanistan'da olduğu gibi bilinçli şekilde ya da 2005'te Fransa'da olduğu gibi sosyal ve ekonomik marjinalleşmenin sonucunda güce karşı yürütülen bir mücadelenin olanaklılığı. İkinci yol görünürde var olmayan bir zafer vaat ediyor fakat bu yeni bir dünya için ilk adım olabilir.

 

Kaynaklar

Stratejik Anarşi Merkezi'ndeki arkadaşlarımız Yunanistan'daki olayları gözleri önüne sermek için takip ediyorlar ve websiteleri haberler ve güncellemeler için mükemmel bir kaynak. Çatışmadan şu fotoğrafları önerebiliriz: http://www.boston.com/bigpicture/2008/12/2008_greek_riots.html

Eğer korkarsak bu normalliğin geri dönmesidir. Yok edilmiş ve yağmalanmış şehirlerimizin ışığında sadece öfkemizin açık sonuçlarını görmüyoruz, ayrıca yaşamaya başlamanın olanaklarını da görüyoruz. Bizim kendimizi bu olasılığa hazırlamaktan ve bunu bir yaşam deneyimine dönüştürmekten başka yapacak bir şeyimiz yok; günlük yaşam alanlarına yerleşerek, yaratıcılığımız, tutkularımızı maddeselleştirmek için gücümüz, seyretmek için değil inşa etmek için gücümüz. Bu bizim hayat boşluğumuz. Geri kalan her şey ölü.

Atina Politeknik bildirisinden:
http://www.occupiedlondon.org/blog/2008/12/12/we-are-here-we-are-everywhere-we-are-an-image-from-the-future/

Kaynak: http://www.crimethinc.com/blog/2008/12/20/greece-and-the-insurrections-to-come