| POSTANARŞİZM: ELEŞTİREL BİR DEĞERLENDİRME (Birinci Bölüm) |
|
BENJAMIN FRANKS ÖZ: Post-modernizmin, özellikle libertaryen ve post-yapısalcı (post-modernizmle özdeşleştirilen amaonunla aynı şey olmayan bir dizi kuram ve (felsefe) teorik konumlar arasındaki ilişkisellik bağlamındaanarşizm üzerinde belirgin bir tesiri olduğu ortada. Bu, postanarşizm adında, anarşist düşüncenin yenibir altkümesinin ortaya çıkmasına da meydan veren şey. Postanarşizm de, anarşizm gibi, coğrafi vetarihsel bağlamlara göre farklılaşabilen politik kavramların bir birlikteliği aslında. Bu yazıda; başlıcateorisyenleri, temel önermeleri ve merkezi prensiplerini belirleyen yapılarıyla birlikte postanarşizmintanımlanmasına ve değerlendirilmesine çalışılacak. Yazı, daha sonra postanarşizm ve daha gelenekselanarşizmler arasındaki belirgin farklara yoğunlaşacak. Bunu yaparken,bazı taraftarlarının aksinepostanarşizmin, bir “anarşizmin aşılması” durumuna işaret etmediğini savunacağız. Yerine,postanarşizmin geleneksel anarşist konumlara has belirli söylemlere, faillere ve taktiklere öncelik tanıyan pratiklerin tarihsel manada spesifik bir seçkisi olduğu fikrinden yola çıkacağız.
GirişAnarşizm, 1930’lardan Berlin Duvarı’nın yıkılışına kadar, politik teori/felsefe açısından pek bir önem arz etmiyordu. Sovyetler Birliği’nin dağılışı ve buna mukabil ortodoks Marksizmin hegemonik üstünlüğünü kaybetmesiyle, anarşizm gibi diğer radikal sosyalist hareketler akademi tarafından yeniden keşfedildi. Anarşizme yönelik bu yenilenen ilginin yanı sıra, ondan postanarşizm adıyla anılan, Lewis Call, Todd May ve Saul Newman gibi yazarları, Bob Black ve Hakim Bey gibi polemikçileri, Anarşist Çalışmalar Enstitüsü, Anarşist Teori üzerine Görüşler ‘in katılımcılarını ve tabii Anarşist Çalışmalar gibi yayınları kapsayan, küçük ama kayda değer kopuş da yaşandı. Postanarşizmi konu eden makaleleri Jonathan Purkis ve James Bowen tarafından yakın zamanda derlenen Değişen Anarşizmde bulmak mümkün, keza bu akımın savunucularını da internetteki çeşitli duyuru panolarında ve tartışma gruplarında. Postanarşizmdeki bu “ev tipi üretim”, bireysel ya da Anarşist Akademik Network ve Siyasal Çalışmalar Derneği himayesinde yeni kurulan Anarşizmin Çalışılması için Özel Grup gibi oluşumların bünyesinde kolektif olarak çalışan zanaatkârların bir ürünü. Bunun yanında ‘Postanarşizm nedir?’ adlı web sitesinde de, kilit konumdaki yazarların oldukça yararlı sayılabilecek karşılaştırmalı bir okuması mevcut. Postanarşizmdeki vurgu, özcülüğün reddi, tesadüfîlik, akışkanlık, melezlik yönünde bir tercih, bir de anarşizmin kavramsallaştırılışındaki batılı kabuller de dahil olmak üzere öncü taktiklerin yadsınması üzerindedir. Tüm bu mükemmel, şevk dolu, yetkin, eleştirel araştırmalar için yeni alanlar, ufuklar açan yönlerine rağmen postanarşist metinlere dair bu yazıda ele almayı ve çözümüne yardımcı olmayı düşündüğümüz başka noktalar da var. Bunlardan ilki, postanarşizmin diğer ‘ortodoks’ ya da ‘klasik’ anarşizm türevleriyle karşılaştırıldığında nereye oturtulacağıyla ilgiliİkinci olarak da, her ne kadar hiyerarşi ve öncülük karşıtlığına sadakatle bağlı olsalar da, postanarşistlerin çoğunun bir ya da birden çok tahakküm ve direniş şeklini göz ardı etme pahasına bazı eylem türlerine nasıl stratejik bir üstünlük atfettiğini göstermeye çalışacağız. Bu eksiklikler, özellikle egemen güçlerin bugünkü siyasaları ışığında düşünüldüğünde, hayli önemli. Buradaki sav; kimi klasik anarşizm türlerine içkin yetersizlikleri tetkik etmede çok isabetli olmakla birlikte, postanarşizm denen şeyin klasik anarşizmin bir aşılması olmayıp, daha ziyade bir türevi olduğu yönünde. Postanarşizm, verili bir tarihsel bağlamda, belli mağdur grupların verdiği belli tepkileri temsil ediyor. Nasıl ki çevreci anarşizm (‘yeşil anarşizm’ diye de bilinir)anarşizmi aşan değil onu yaygın kültürel değişimler ışığında yeniden düzenleyen, bazı prensiplerine diğerlerine göre daha fazla ağırlık veren bir türeviyse; kavram (ve yapılarının) oluşturduğu bütün düşünüldüğünde, postanarşizmin de gerçek bir kopuştan ziyade daha geniş bir ideolojik familyanın ferdi olması gibi bir sonuç ortaya çıkıyor. Anarşizm Peter McLaverty’ye göre sosyalizm terimi, zaman içinde değişime uğramış bir anlama ve kendisiyle ilişkilendirilmiş çeşitli pratiklere sahip bir kavram. Sosyalizme dair bu gözlem pekala anarşizm için de tekrarlanabilir. Şüphesiz, pek az ideoloji keskin çizgilerle tanımlanabilir; yine de anarşizmin esnek ve kendine has bir ilkeler, teoriler, söylemler ve eylemler bütünü olduğunu söylemek daha bir mümkün. Tabii bu, her ne kadar değişik bağlamlarda farklı şekillerde tebarüz etse de, anarşizmde kuvvetli bir kavramsal nüvenin bulunduğu gerçeğini yadsımaz. Teorik manada bir anarşizmler familyasından bahsetmek oldukça güç aslında. Bunda hiç şüphesiz, rakip politik akımların birbirilerini karalamak için, devlet merkezli Maocu otoriterlikten tutun da teokratik terörizme kadar pek çok şeyi ‘anarşist’ olarak yaftalamasının payı var. Buna ek olarak, 1840lardan bu yana kendini anarşist olarak tanıtan müstesna bir teorisyen, eylemci ve sanatçı nüfusu da söz konusu. Dahası, anarşizm akademisyenler tarafından hep, bireycilik ve kolektivizm arasındaki “kapatılamayan uçurum”un iki tarafındaki hareketleri bir şekilde bağlamayı beceren bir üst kimlik olarak görüldü. Bireyci kampta, Max Stirner’den (Newman ve Call gibi postanarşistler tarafından çok saygı gören bir figür) ilham alan egoistler, Benjamin Tucker ve Richard Wolff çizgisinde bireyciler, Robert Nozick ve Libertaryen İttifak gibi serbest piyasa kapitalistleri bulunuyor. Sosyalist tarafta ise, Bakuninci kolektivistler, Bakunin’in bir dönem ortağı olan Sergey Neçayev’den etkilenen diktatoryal eşitlikçiler, anarko-sendikalistler ve tabii ki 20 ve 21. Yüzyılın başlıca özgürlükçü hareketlerine mensup anarşist-komünistler var. Tün bunlara ilave olarak, feminizm, çevrecilik ve anti-kolonyalizm içerisindeki bazı akımlara da anarşist ön ekinin getirildiğini; çeşitli altkültürlere ve gençlik gruplarına mensup insanların özgürlükçü simgeler kuşanarak kendi anarşist tutumlarını geliştirdiklerini görüyoruz. Açıklık adına, anarşizm derken John Quail’in Britanya’adki erken dönem özgürlükçü grupları tanımlarken kullandığı ilkelerle uyum içindeki grupları ve teorileri kastedeceğim. Bu ilkeler şöyle özetlenebilir: Devletin ve devletsi yapıların ve kapitalizmin reddi, başkalarının özgürlükleri ve menfaatleri konusunda eşitlikçi bir bakış, kısaca “Herkes özgür olmadan kimse özgür sayılmaz” şeklinde özetlenebilecek bir tavır. Bunun yanına, sıkça başvurulan bir başka düsturu da, araçların amaçlarla uyum içinde olmasını da katabilirsiniz. Bu ilkeler, postanarşizmin de köşetaşı sayılabilecek, temsiliyetin reddi ve hiyerarşi karşıtı pratiklere duyulan bağlılık ile de tutarlılık içindedir. Yine bu ilkeler kendi içlerinde tarihsel bir istikrara da sahiptir zira aynılarının 19. Yüzyılın sonundaki anarşist gruplarca da, ikinci dünya savaşı sırasındaki sendikalizmce de, bugünkü kolektivist özgürlükçü hareketlerce de yaygın olarak kullanılması söz konusudur. Devamı gelecek sayıda... |