Sanal'da Ara

Söyleşi - Sami Görendağ PDF   E-mail
 

Geçtiğimiz 21 Haziran’da, vicdani retçi Mehmet Bal'ın tutuklanmasını ve yapılan işkenceyi protesto etmek için basın açıklaması yapan Van Antimilitarist İnisiyatif'in sözcüsü Sami Görendağ ile eyleme destek veren Eğitim-Sen Van Şube Başkanı Lezgin Botan ve İHD Van Şube Başkanı Avukat Cüneyt Caniş hakkında "Halkı Askerlikten Soğutmak" suçlamasıyla dava açıldı. İlk duruşması 17 Aralık’ta yapılacak olan dava öncesinde, Van Anti-Militarist İnisiyatif’ten Sami GÖRENDAĞ ile bir söyleşi gerçekleştirdik:

 

- Van'da anti-militarist bir açıklama yapmak cesaret isteyen bir iş. Buna nasıl karar verdiniz?

 

Van Anti-Militarist İnisiyatif: Kürt coğrafyasında yaşayan kendini anarşist, anti-militarist veya özgürlükçü olarak tanımlayan bizler, son dönemde vicdani reddini açıklayan insanların maruz kaldığı baskı, takip ve yıldırma politikalarına karşı neler yapılabileceğini aramızda sürekli konuşuyor ve tartışıyorduk.  Bu dönem aynı zamanda devletin militarist şiddetinden tutun da her türlü örgütlü şiddeti köklü bir şekilde sorguladığımız, incelediğimiz ve okuduğumuz bir sürece karşılık geldi. Şiddetin bireyin ruhunda ve dünyasında yarattığı yıkımları travmaları somut bir şekilde her gün tanık olduğumuz pratikler içinde yakıcı bir şekilde hissetmemiz, şiddet sarmalında soluyan bir coğrafyada yaşıyor olmamız da arayışımıza ivme katan önemli bir etken oldu. Tutuklu bulunan vicdanı-retçi arkadaşlara sahip çıkmak, maruz kaldıkları şiddet ve tecride dikkat çekmek adına yapılacak bir basın açıklamasıyla sesimizi duyurmanın önemli bir başlangıç olacağına karar verdik ve “Van anti-militarist inisiyatifi” adı altında basın açıklamamızı sanat sokağında okuyarak varlığımızı ve sesimizi duyurduğumuza inanıyoruz.

 

- Çeşitli kurum ve kuruluşlardan destek aldınız. Yerel kamuoyunun bu konuya yaklaşımına ilişkin bilgi verebilir misiniz?

 

Van Anti-Militarist İnisiyatif: Öncelikle şunu belirtmekte fayda var, Van' da Eğitim Sen, İHD, gibi sendika ve sivil toplum kuruluşları da Vicdani Ret konusunda bir duyarlılık sahibi oldukları için, bizimle de dayanışma içerisindedirler. Yerel basından da gerekli ilgiyi ve dayanışmayı gördük onların da bu eylemimizde cesaretlendirici, moral verici katkılarını bir borç biliyoruz.

 

Yerel kamuoyu için şaşırtıcı ve ilk etapta anlam vermekte zorlandıkları bir basın açıklaması oldu. Basın bildirimizi bir gün önceden Van’da faaliyet gösteren sendika ve sivil toplum kuruluşlarını dolaşarak bıraktığımızda ve destek talep ettiğimizde ilginç ama verimli diyaloglar kurduk. Hem, devletin bu konudaki tavizsiz hukuku hatırlatılarak, dostane bir şekilde uyarıldık, hem de “donkişotvari” cesaretimizi öven konuşmalarla karşılaştık. Kürt hareketinin gençlik kurultayının bizim basın açıklamamızdan bir hafta önce yaptıkları son kongrede vicdanı-ret eylemlerini başlatmayı bir karar olarak almış olmaları, kamuoyu oluşturma çabalarımızda politik meşruluk zeminini güçlendirdi, söylemlerimizin karşılık bulmasını önemli oranda kolaylaştırdı diyebiliriz. Ayrıca Van İHD şubesindeki avukatların, bizimle, bu süreçte, vicdani-ret davalarına ilişkin bilgilerini artırarak, duyarlılıklarını derinleştirdiklerine tanık olduk. Bu coğrafyada yıllarca ”yasal olmayan” eylem pratikleri olan, politik insanların bile bu tür bir eylemi çok temkinli karşılamaları, mesafeli durmaları da bizi oldukça şaşırtan diğer bir durum idi. Kısacası politik ezberlerimizin sınandığı, dogmaların çatırdadığı, farklı bir isyan lehçesiyle kekeleyerek konuştuğumuz çekincelerle dolu bir sınav oldu hepimiz adına. Bunun yanında daha etkinliğimizin içeriğini bilmeden ve basın açıklaması metnini okumadan ”yahu bu nasıl iş, bunlar askerlik yapmışlar, şimdi de retçilere dayanışma mesajı gönderiyorlar” şeklinde hiç de yapıcı olmayan eleştiriler de yöneltilmedi değil. Bu bir eylemdi, bir vicdani ret beyanı değildi, vicdani reddini açıklayan insanlar üzerindeki dehşet verici uygulamalara bir karşı çıkıştı, bir dayanışma bildirgesi idi. Militarizmin her türlüsüne cepheden yüksek sesle “hayır” diyen küçük bir başkaldırı olarak bu coğrafyanın “lanetli” tarihindeki yerini aldığına inanıyoruz, asıl önemlisi bundan sonra devamını getirecek eylemlilik halini sürdürebilmek idi.

 

- Silahlı Kürt hareketine bakışınız nasıl? Öte yandan, onların anti-militarist harekete ve vicdani retçilere yönelik tutumu nedir?

 

Van Anti-Militarist İnisiyatif: Kürt siyasi hareketi silahlı mücadeleyi esas alarak varlık koşullarını yaratmış bir harekettir. 12 Eylül 1980 faşist iktidarının yarattığı devlet teröründen nasibini fazlasıyla alan Kürtlerin, meşru savunma hattına silahlı bir güçle çekilerek karşılık vermeleri kaçınılmaz olmuştur. Kürtçe konuşmanın tamamen yasaklanması, Kürtçe bir kasetin evlerde yakalanması durumunda bile insanların aylarca işkence tezgâhlarına yatırılması, Diyarbakır cezaevindeki insanlık onurunu lekeleyen işkenceler ve vahşetler, Kürt köylerinin sürekli baskı altında tutularak köy meydanlarında insanların toplu aşağılanmalara maruz bırakılması, kürt kadınlarının askeri yönetim kadrolarınca sistematik taciz ve tecavüz silsilesine maruz bırakılışları karşıt şiddeti besleyen ve örgütleyen süreçler oldu. Bu karşıt şiddetin en önemli hedefi Kürt bireyinin ruhunu esir almış sömürgeci devlet korkusunu ve “efendi kültünü” yok etmekti ki bu hedef önemli oranda başarıldı ve toplumsal bir uyanışı tetikleyerek Kürt bireylerinin politik bir özne olma mücadelesinin önünü açtı. Doksanlı yıllar, 12 Eylül karanlığından zaferle çıkmış bir silahlı gücün kurumlaşarak ordu - cephe şeklinde birimlerle sınırını ve gücünü genişlettiği, büyüttüğü yıllar oldu. Savunma pozisyonunun terk edilip saldırıların yaygınlaştığı, kitlesel desteğin devasa bir halk gücüne dönüştüğü yıllardı artık. Bu dönem aynı zamanda örgüt içi şiddet ve infazların ayyuka çıktığı, örgüt içi iktidar çatışmalarının ve etik çürümelerin politik bünyeye bir kangren gibi yayıldığı bir döneme karşılık gelir. .Meşru savunma şiddetinin yerini örgütlü şiddetin alması ulus-devlet hedefini görünür kılmasına rağmen, toplumsal ve politik kazanımlar kör şiddet tutkusuyla heba edildi ve özgür bir siyasal yapılanmaya evrilerek dönüşüme uğrama potansiyeli de ortadan kalktı. Gelinen noktada Kürt siyasi hareketi devlet şiddetinin katı basıncı altında militarist yapılanmasından daha uzun süre arınamayacak durumda gözükmektedir. PKK haklı ve meşru taleplerin yanlış siyasal yöntem ve araçlarla yürütüldüğü otoriter bir örgütlenme pratiğidir. Bireysel özerkliğin sıfırlandığı, katı örgütsel hiyerarşinin ve önder kültünün bireyi örselediği, ehlileştirdiği, toplumsal cinsiyet kodlarının seküler temelde yeniden üretildiği bir siyaset platformudur. Mücadele deneyim ve kazanımlarının alternatif bir yaşam alanı oluşturmaya dönüştürülmemesi, savaşma motivasyonuyla yapının varlığını sürekli kılmak hedeflenmektedir. Kürt hareketi, Anti-Militarist mücadeleyi Türk ordusuna Kürt gençlerinin katılmaması gereken bir çağrı olarak görmekte ve her fırsatta yeni militanların devrim saflarında yerini alması gerektiğini dillendirmektedir. Her Kürt mitingi ve ya eylemi “vur gerilla vur Kürdistan’ı kur” sloganlarıyla çınlamakta, total bir şiddet karşıtlığının şimdilik bu coğrafyada karşılık bulamayacağı şeklinde genel bir kanının yaygın olduğunu söylemek mümkün. Uzun süreli savaş şartlarının gündelik yaşam özlemlerini sürekli ertelemesi, farklı siyasal yönelimlerin iki taraf arasında zorunlu bir seçim için kuşatılması, sivil yaşam alanlarının gittikçe militarize olması, ölü insan bedenlerinin istatistikî bir ayrıntıya dönüşmesi şiddet kültürünün sonuçları hakkında bir fikir oluşturmaya yeterli sanırım. Anti-kolonyalist bir mücadelenin silahsız bir radikalizmle sürdürülme çözümü geliştirilmedikçe, yaşanan hiçbir gelişme namlunun gücüne iman etmeyi sarsmayacaktır. Aslında tüm bunlara şaşırmanın, dehşete kapılmanın bir anlamı da yok kanımca. Otoriter ve katı hiyerarşik denklemler üzerine yapılandırılmış her siyasal organizasyon gibi PKK de kimi çürümeler yaşadı ve bence Kürtlerin bu anlamlı ve haklı öfkesi çok yanlış araçlarla yanlış mecralara akıtıldı. Mistifike edilmiş bir “önderlik” kültü de Kürt siyasal organizasyonunun ekstrası… Durruti’nin dediği gibi “uzun süreli her savaş zamanla bireyi çakallaştırır.”

 

- Bundan sonrası için (dava süreci ve sonrasına dair) ne düşünüyorsunuz?

 

Van Anti-Militarist İnisiyatif: Dava ya da dava sonrası bir milat olmayacak bizim için. Davaya aktüel bir durum ve iktidarın lokal de olsa bir mekanizmasıyla hesaplaşması gözüyle bakıyoruz.  Orada takınacağımız tutum ve sarf edeceklerimizi zaten ifade vermeye gittiğim savcıya genel hatları ile aktardım.  Duruşma günü ise fikirlerimi biraz daha detaylı aktarma fırsatı bulmuş olacağım.  Bunun yanında özellikle İHD’li birçok avukat duruşmaya gönüllü olarak katılacağını ve her anlamda bizim yanımızda olacaklarını beyan ettiler. Diğer yandan, geçtiğimiz ay içerisinde gerçekleştirmeyi planladığımız “vicdani ret paneli”, kimi teknik problemlerden ötürü ertelendi. Van’da, politize olmuş bunca insanın bulunduğu bir kentte, andığım paneli düşündüğümüz takvimde yapamamak bizi biraz üzdü. Ama yakın bir süreç içerisinde böylesi bir panel organize edeceğiz.