Sanal'da Ara

Söyleşi - Cüneyt Caniş PDF   E-mail
 
İHD Van Şube Başkanı
Cüneyt Caniş
 

Sanal:  Ordu içinde ya da Ordu tarafından işlenen insan hakları ihlallerinin mağdurları büyük oranda Anadolu’nun doğusu ve güneydoğusunda yani bir dönemlerin OHAL  Bölgesi'nde yaşayan veya bulunan insanlar. Yaşanan savaşın insan hakları ihlallerinin eriştiği boyut ve nitelik üzerinde önemli bir rol oynadığı bilinmekte ve belgelenmektedir. İnsan Hakları Derneği bu bölgede yaşanan ihlallerin  çözümüne yönelik önerileri var mıdır?


Caniş: Öncelikle içinde bulunduğum İnsan Hakları Derneği adına böylesi bir söyleşi için teşekkür ediyorum. Sorunuza cevap vermeden önce özellikle İHD hakkında kısa bir bilgilendirme yapıp öyle cevap vermek istiyorum. İHD 1986 yılında 12 EYLÜL askeri darbesinden sonra hakları ihlal edilmiş, yakınları ve kendileri tutuklanmış, işkenceye ve insanlık dışı muameleye maruz kalmış olan bireylerin kurduğu ve bizlerin de halen yaşatmaya çalıştığı bir insan hakları örgütü. Aslında 12 Eylül devamı sayabileceğimiz bir OHAL rejimi yaşadı Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi yirmi yıldan fazla bir süre. Bu süreç içinde sizin de belirttiğiniz gibi birçok hak ihlali yaşandı (işkence, yargısız infaz, köy yakmalar vb.) aslında ve aslında görece bir azalma olsa da halen devam ediyor bölgede ihlaller. İHD olarak bölgenin ve Türkiye’nin en temel sorunu olduğunu söylediğimiz Kürt sorunun çözülmemesinden dolayı bu hak ihlallerinin yaşandığını açıkça ortaya koyuyoruz. İHD olarak özellikle Kürt sorunun çözümünün bir insan hakları ve demokrasi sorunu olduğunu ve bu eksende çözülmesi gerektiğini bu sorunun çözümünden sonra hak ihlallerinde ciddi bir azalma olabileceğini söylüyoruz. Öncelikle daha önceden dile getirdiğimiz gibi somut birkaç öneriyi burada sıralamak istiyorum;

 

  1. İşkence başta olmak üzere insan onuruna yakışmayan davranışlar sergileyen güvenlik güçleri hakkında CEZASIZLIK politikasından vazgeçilmeli,

  2. Koruculuk sistemi ve benzeri sistemler kaldırılmalı,

  3. Kürtlerin ana dillerinde eğitim görmeleri ve yayın yapma hakları anayasal, yasal güvenceye kavuşturulmalı,

  4. Özellikle militarist ve eril sistemin kadınlar üzerindeki hak ihlallerini ortadan kaldırmak için kadına yönelik pozitif ayrımcılık yapılmalı ve anayasal, yasal güvenceye kavuşturulmalıdır.

  5. Kolluk güçlerinin yetkilerini ciddi biçimde arttıran ve aşırı güç kullanıma neden olan yasalar insan hakları belgelerinde yer alan uluslar arası standartlara uyumlu hale getirilmeli,

  6. Tüm bunlardan en önemlisi diyebileceğimiz hak arama bilincinin topluma yerleşmesi için bir FARKINDALIK yaratma çalışması yapılmalıdır.


Ancak doğu ve güneydoğuda yaşanan ihlaller özellikle yılların getirdiği şiddet kültürünün, militarist anlayışın alaşağı edilmesi ile söz konusu olabilir diye düşünüyorum. Bunun içinse militarizm karşıtı “SİVİL” güçlerinin bir araya gelerek, konuşarak mücadele etmelerinin oldukça önemli olduğunu düşünmekteyim.



Sanal: "İnsan hakları ihlalleri olgusunun savaşla birlikte başlamadığını, ihlallerin köklü ve geçmişe uzanan yapısal nedenleri" olduğunu biliyoruz. Güneydoğu'daki insan hakları ihlallerinde belgeleme sorunu yaşanmakta değil mi? Belgelenme yapılabilse dahi dünya kamuoyuna tam rakamlar veriliyor mu?



Caniş: Özellikle şunu belirtmek gerekir ki insan hakları ihlallerinde ciddi bir dokümantasyon sorunu yaşamaktayız. Çünkü bölge itibariyle, daha önceden belirttiğim gibi, “hak arama” bilinci tam anlamıyla yerleşmemiş durumdadır. Bundan dolayı birey hak ihlaline uğradığında başvuru mekanizmalarını tam anlamıyla bilmemekte ve bizlere ulaşamamaktadır. Bizler özellikle çeşitli yollardan bir veri toplamaya gideriz; bireysel başvurular (en önemlisidir), basın yayın taraması, raporlar, görüntüleme gibi. Ancak İHD şubelerinin bir kısmında halen yeterli teknik donanım ve uzman çalışan sıkıntılarının yaşanması belgeleme çalışmalarımız oldukça eksik bırakmaktadır. Buna rağmen İHD şubeleri aylık bilançolar açıklamakta, bu bilançolar genel merkezde bir araya getirilmekte altı aylık ve yıllık bilançolar açıklanmakta ve kamuoyu ile paylaşılmaktadır. Aslında bu rakamlar aynı zamanda diğer insan hakları örgütlerine de yollanmakta (Amnesty International, Human Rıghts Watch gibi) ve böylece dünya kamuoyuna erişimi işlemi tamamlanmaktadır. Ancak yine de istenilen düzeyi yakalayabildiğimiz söylenemez.



Sanal: Ordu ve PKK arasındaki çatışmalarda, "yanlışlıkla" öldürülen veya yaralanan sivil vakalarına da rastlanmakta. Bu konuda İnsan Hakları Derneği’nin tavrı nedir, nasıl bir rol alıyor?

 

Caniş: Aslında İHD olarak sivillere yönelik her eylemi açık bir dille kınadığımızı öncelikle söylemek istiyorum. Çünkü çatışan kim olursa olsun sivil yurttaşlara yönelik eylem olmamasına ilişkin asgari standartlara uyulması gerektiğini dile getiriyoruz. Ayrıca, böylesi durumlara ilişkin rapor yayınlıyoruz ve kamuoyuyla paylaşıyoruz. Ayrıca sivillerin yoğun bulunduğu yerlerin çatışma alanı olarak görülmemesi gerektiğini çoğu zaman belirtiyoruz. Çünkü sivillere yönelik her eylem yeni bir şiddet sarmalına doğru yol alıyor.

 

Sanal: Maruz bırakıldıkları tehlikeden habersiz olan siviller ve özellikle de çocukların mayın ve bulunmuş bombalar nedeniyle ölmesini ya da yaralanmasını bir yaşam hakkı ihlali değil midir? Bu konuda geliştirilmiş ya da geliştirilebilmiş bir tavır var mı?



Caniş: Bir coğrafyadaki savaştan, düşük yoğunluklu çatışmadan en fazla zarar görenler çocuklar ve kadınlardır. Elbette ki mayın, serbest patlayıcı sonucu ölenler en temel hak olan yaşam hakkı ihlaline maruz kalıyorlar. Çocuklar için özellikle savaş artığı dediğimiz mayınlar ve serbest patlayıcılar ciddi tehlike arz etmektedir. Bu konuda aslında çatışan tarafların uluslar arası insan hakları belgelerine uygun davranmaları ve bunu açıkça deklare etmeleri gerekmektedir. Çatışma alanlarında kalmış mayınlardan ve patlayıcılardan ölümlerin olması, bunu kim bırakırsa bıraksın devletin sosyal risk ilkesi gereğince sorumlu tutulması doğurmaktadır ki buna ilişkin birçok yargı kararı da mevcuttur. Aslında bu konuda İHD olarak kara mayınlarına yönelik yaptığımız bir proje vardı, bu proje sonuçlandı. Ancak sadece sivil toplum örgütü çalışmasıyla baş edilebilecek bir durum yok ortada. Türkiye, taraf olduğu anlaşmaya (Ottowa Sözleşmesi) göre 2014 yılına kadar mayınları temizleme taahhüdü vermiş durumda, ancak süre hızla akıyor ve her gün yeni birileri mağdur oluyor. 2007 yılı sonu itibariyle Türkiye topraklarında toplam 982 bin 777 mayın bulunmaktaydı. Ben bu satırları yazarken Van ili Çaldıran Hangedik Köyü civarında koyun otlatan üç kişi patlayıcıdan dolayı yaralandı ve bunlardan biri yaşamını yitirdi iki kişinin tedavisi halen devam ediyor. Mayınsız bir ülke için zaman kaybedilmeden sözleşme gerekleri yerine getirilmelidir.