Sanal'da Ara

"Benim Ülkem, Güvensizlik ve Korku İçin Uğraşıyor" PDF   E-mail

 

Cuntayı hatırlıyorum, askeri rejimin benim büyüdüğüm yoksul mahalle olan Drapetsona’ya saldığı korkuyu da. Fakat bu durum, çoğu çoktan solcu olarak etiketlenmiş ve hedeflenmiş olan mahalle sakinlerinin, radyo yasağına karşı koymalarına ve her aksam farklı bir evde toplanıp BBC ve Deutsche Welle dinlemelerine engel olamamıştı. Cuntanın subaylarından biri okula geldiğinde, işler ters giderse başı belaya girer diye müdürümüzün ne kadar endişelendiğini hatırlıyorum.

 

Babamın köyündeki Bulgar düşmanlar -kuzeydeki tehlike- üzerine yapılan tartışmaları hatırlıyorum. Goumenissa'daki üç bin askeri ve Polykastro’daki, Axioupoli’deki, o zamanki “demir perde” sınır boyundaki bütün şehirlerdeki sayısız askeri de. Ve bir sabah Bulgarlarla Yugoslavların artık düşman olmadığını öğrendiğimizi. Düşmanlar "kuzeyde" değilmiş artık, "doğudalarmış."

 

Silah altına alınan askerlerin, Kilkis'teki gece kulüplerinde dans ederken, yavaşça ve törensel hareketlerle üniformalarının düğmelerini çakıyla keserek açtıklarını gördüm. Arkadaşlarımın askere alınma tarihlerini biraz olsun erteletebilmek için kendilerini yaraladıklarını gördüm. Diğerleri kendilerini askeri hastaneden, Palaskas Talimgahı’na geri götürecek otobüsün önünde ağlıyorlardı.

 

Askeri yürüyüşlere gittim. Kahramanların heykellerine çelenkler bıraktım. Baş öğrenci olarak bayrağı taşıdım. Milliyetçi duygulu şiirler okudum. Okuldaki tiyatroda, Kugi'yi havaya uçuran keşiştim. 1974 hareketinde dayımın savaşmaya çağırıldığını gördüm. 1987 yılında, Dedeağaç'ta savaş hazırlığına çağırıldıklarında askerlerin ağlayışlarını ve elvedalarını kuzenimden dinledim. Ve eğer bunların hepsi eski hikâyelerse, size bugün ne gördüğümü söyleyebilirim. Büyüdüğüm ve yaşadığım ülkenin, silah üretiminde ve gereksiz savaş araçları alımında dünyada birinci sırada olduğunu görüyorum. Hayatta kalmak için tek gerçek düşmanı "topluma" ve hayali düşmanlarına savaş açmış bir sistemin can çekiştiğini görüyorum. "Toplumu" sürekli olarak kendi kuralları ve ihtiyaçları altında hapsetmeye çalışırken, bir yandan da umutsuzca kendi ayrıcalıklarını sürdürmeye çalışan bir sistem görüyorum. Milliyetçiliğin nasıl yaratıldığını görüyorum. Yunan nüfusunun bir kısmının komşularını "Çingene-Üsküplüler" ve "Moğollar" diye adlandırdıklarını görüyorum. Oğlumdan sadece biraz daha büyük olan on iki çocuğun geçen sene ve dört çocuğun bu sene orduda intihar ettiğini görüyorum. Bu çocukların, modern çocuk kaçırmanın kitlesel biçiminden -bunun bir benzeri de Osmanlı zamanındaki işgal altındaki nüfusun durumuydu- geri dönenlerinin, yaşamak için göç etmek zorunda bırakılabileceklerini görüyorum; tıpkı elli yıl önce büyükbabalarının ve şu anda Trakya’daki yoksul sosyal sınıfın yaptığı gibi. Büyüdüğüm ve yaşadığım ülkenin sosyal uyum için değil, güvensizlik ve korku için uğraştığını görüyorum. Bu uğraşı, nüfusu ile karşılaştırılırsa, kocaman parazit bir askeri bürokrasinin ve onun tesislerinin varlığına dayalı kalkınmacı bir modeli izleyerek yapıyor. Bu sırada değerli üretici kaynaklarını tüketerek, rasyonel ve sürdürülebilir bir sosyal kalkınma ihtimalini tamamen ortadan kaldırıyor.

 

Ben kahramanlar istemiyorum. Ben anıtlar istemiyorum. Ben chimeralar*, yanılsamalar, hayali düşmanlar ve yaratılmış mitler istemiyorum. Başka marşlar, başka ordular, başka milliyetçi düşünceler istemiyorum. Yıldırıcı ya da savunmacı bir doktrin istemiyorum. Zaten 45 yıllık yaşantımda bunları yeterince tecrübe ettim. Ben yaşam istiyorum. Hepimizin çocukları için gelecek ve umut istiyorum. Ve ben amacımın kendi zamanlarına bile ayak uyduramayan beceriksiz politikacılar tarafından daha fazla yok edilmesini istemiyorum. Ben bunlar yüzünden yargılanıyorum. Biz bunlar yüzünden yargılanıyoruz. Biz bunları açıkça söylemediğimiz, başkalarıyla tartıştığımız, bunları değişmez doğrular olarak değil de tartışılabilecek şeyler olarak gördüğümüz, kamusal bir tartışmanın başlamasını engelleyen sessizliğin örtüsünü kaldırma ihtiyacı duyduğumuz için ve bunu talep ettiğimiz için yargılanıyoruz. Her kim milliyetçilik ve militarizm, nefret ve tahammülsüzlük, gericilik ve manipülasyon istiyorsa istesin. Ben onlarla olamam. Ben bu defteri kapattım. Benim davamın özü: cuntanın yıkılışından 34 yıl sonra askeri mahkemeler, hâlâ vatandaşlar hakkında karar alıyor. Şurası açık ki, ben bu mahkemeye çıkmayacağım. Eğer mahkemem olursa ve gıyabımda hüküm verilirse; hiç şüphesiz bir baba, bir oğul, bir eş, bir çalışan, bir dost ve hepsinden öte özgür ve düşünen bir yurttaş olmamdan doğan ahlaki sorumluluğumu ve insan haklarımı uygulayıp, savunacağım.

 

 Lazaros Petromenidis

 

Not: Bu yazı, bugün on beşinci kez yargılanan Yunanistanlı vicdani retçi Lazarus Petromelidis'in (45) mahkemesiyle aynı tarihte (20 mayıs 2008) Yunanistan’daki Eleftherotypia adlı gazetede yayınlanan yazısıdır.
Bu yazı: "The Right to Refuse to Kill" dergisinin Mayıs 2008 sayısından çevrilmiştir.
*Ç.N. Chimera, Likya mitolojisindeki bir canavar, çok sayıda hayvanın uzuvlarına sahip